bs
Bülent Şenver - www.bulentsenver.com
bs
beads
space space


Menu:
 AnaSayfa
 Başlıklar
 Arama
 İstatistikler

Bülent Şenver'in Gözüyle:
 Bankacı Gözüyle

 1Dakika Etik
"İyiliğin Mucizesi" Üzerine Yorumlar
 
İyiliğin Mucizesi
1DAKIKA ETIK
Tarih: 14.06.2004 22:29 Yazan: bulentsenver

( Bu yazıya yorum ekle )

 


İyiliğin Mucizesi
Bir Dakika Etik
Bülent Şenver


İyiliğin Mucizesi

'İyilik yap, iyilik bul' diye bir söz vardır. Kapadokya Dedeman Oteli'nde dinlediğim bir gerçek hayat hikayesi yapılan iyiliğin bazen mucize yaratatabileceğini bana bir kez daha ispat etti.

Güneş Sigorta Acenteler toplantısında 'Pazarlama Vizyonu' başlıklı bir sunum yapmak için Kapadokya'ya gitmiştim. Sabah yapacağım sunuma zinde çıkmak için akşam yemeğimi erken yiğip odama çıkıp erken yatmak istiyordum.

Otelin restoranına indim. Türkiye'nin dört bir yanından gelmiş dörtyüze yakın acente oradaydı. Gruplar halinde oturmuş hem yemek yiyor hem de gülerek, şakalaşarak hararetli sohbetler yapıyorlardı. Sol köşede mutfak kapısına yakın bir masada tek başına oturmuş bir acente gözüme ilişti. Yanına gittim oturdum. 'Afiyet olsun' dedim. Çorbamı içtim. Sıcak yemeğime başladım. Yanımdaki acente hiç konuşmuyordu. Sanki bir derdi vardı. Diğer acentelerden uzakta bir köşede boş bir masayı seçmesi belki de zihninde yaşadığı fırtınalarla boğuşuyor olmasındandır diye düşündüm.

Hatırını sorarak konuşmayı ben başlattım. Ben sordukça o cevap verdi. Cevaplar yeni soruları getirdi. Dinledikçe ilgim arttı. İlgim arttıkça daha derin sorular sormaya başladım.

Yanında oturduğum kişi, 1957 Urfa doğumlu, Güneş Sigorta Adapazarı Acentesi Halil Doğan'dı. 'Adapazarı depreminin sıkıntıları geçti mi?' diye sorduğumda bana hayretle baktı.

'Depremi unutmamız mümkün değil. Çok can aldı. Kalbimizde ve beynimizde ömür boyu unutamayacağımız derin yaralar açtı' dedi. Deprem günü başından geçen bir olayı bana anlattı. O anlattıkça lokmalar boğazıma takıldı. Hayretler içinde kaldım. İyilik yapmanın mükafatını Tanrı'nın bir şekilde iyilik yapana vereceğine inandım.

Deprem günü Halil Doğan'ın yaşadıklarını onun ağızından size anlatmak istiyorum.

'Sabah erken kalktım. Eşim Kadriye benden önce kalmış bana kahvaltı hazırlamış. Masaya oturduğumda eşimin eliyle yanağını tuttuğunu, acı çeker gibi yüzünü buruşturduğunu gördüm. 'Dişim çok ağrıyor. Hemen çektirsen iyi olacak' dedi. Bizim orada dişçiler muayenahelerine öğleden sonra saat dörtte gelirler. 'Hanım bir ağrı kesici al. Dişini sık, sabret. Saat dörtte gelip seni alır dişçiye götürürüm' diyerek evden çıktım.

16 Ağustos 1999, o gün yapacak çok işim vardı. İşe dalıp hanımı ağırıyan dişi ile evde unutmamam gerekiyordu. Dişini muhakkak çektirmeliydim. Sigortaları bitecek müşterilerimi arayıp poliçelerini yenilemek için telefon görüşmeleri yapmaya başladım.

İşe dalmıştım. Büroma fabrika sahibi işadamı müşterim Ahmet Bey'in girdiğini farketmemişim. 'Halil Bey, selamın aleyküm. Hayırdır dalmışsın' sözleriyle kendime geldim. Ahmet Bey benim en iyi sigorta müşterilerimden biriydi. Uzun yıllar boyu tüm sigorta işlerini bana yaptırıyordu.

'Ahmet Abi, bu gün içimde bir sıkıntı var. Niyedir bilmiyorum. Öğleden sonra eşimin dişini çektireceğiz. Belki ondandır' dedim.

Ahmet Bey 'Ben de sana bir teklifte bulunmak için geldim' dedikten sonra beni şaşırtan teklifini söyledi. 'Halilciğim, senden benim Cebeci'deki yazlık evimi satın almanı istiyorum'

Herhalde içimdeki sıkıntının nedeni bu teklif olacakmış diye düşündüm. Benim yazlık falan alacak maddi durumum yoktu. Ne cebimde ne de bankada bu işe yetecek param yoktu. Koca fabrika sahibi Ahmet Abi neden bana evini satmayı teklif ediyor diye meraklandım. 'Ahmet Abi, hayırdır. Niye evini bana satmak istiyorsun?' diye sorduğumda duyduklarımla sıkıntım bir kat daha arttı.

'Halil'ciğim, benim işler iyi gitmiyor. Mali sıkıntılarım var. Bu yetmiyormuş gibi annem hasta. Onun tedavisi için bu güne kadar çok para harcadım. Helalı hoş olsun. Annemdir, ne yapsam hakkını ödiyemem. Annem kanser. Alman Hastanesinde yatıyor. Çok çekti. Bu gün hastaneden doktoru aradı. Annenizi gelin alın. Artık yapacak birşeyimiz yok. Annenizin fazla ömrü kalmadı. Huzur içinde ölsün. Tanrıdan ümit kesilmez. Son günlerini sevdikleriyle geçirsin dedi. Annemi hastaneden çıkartmam gerekiyor. Paraya ihtiyacım var'

Başımdan sanki kaynar sular boşaldı. Ahmet Beye yardım etmem gerekiyordu. Benim de param yoktu. O anlatıyordu, ben de hem onu dinliyor hem de ne yapabilirim, nasıl yapabilirim diye aklımdan seneryolar geçiriyordum. Bu gün işi bitirip parayı hastaneye götürmem gerekiyor, diyordu.

Bu durumda bir insana, benim de param yok, kusura bakma sana yardımcı olamıyacağım demek istemiyordum. Allahım bana bir yol göster, bize yardımcı ol dediğim sırada aklıma eşim geldi. Bu gün dişini çektirecektim. Ağrısı çoktu.

'Ahmet Abi sana vadeli çek yazsam hastanede işini görür mü?' diye sordum. Hemen hastaneyi aradı sordu. Olur demişler. 'Abi eve ne kadar para istiyorsun?' diye sordum. Bir rakkam söyledi. Bana rakkam biraz çok geldi. Ağzımı açıp fiyat konusunda hiç bir söz söyleyemedim. Bir adam ezilmişse onun zor durumundan yararlanmak günahtır diye düşündüm. Madur durumda olan bir insanla pazarlık edersem ne söylesem kabul etmek zorunda olduğundan içinde bulunduğu zor durumdan yararlanıyor durumuna düşerdim. Fırsatçı bir insan durumuna düşmek istemedim. Ağzımı bile açmadan çekmeceden çek defterimi çıkarttım. Söylediği rakkamı yazdım. Çeke kırkbeş gün sonrasının tarihini attım ve ona uzattım.

Telefonu açtım. Evi aradım. Eşim sesimi duyar duymaz dişçiye gidiyormuyuz diye heyecanlandı. Hayır dedim. Dişçiye gitmiyoruz. Ama başka bir yere gidiyoruz. Sana hediye olarak bir yazlık aldım. Eve gelip seni de alıp evin tapusunu almaya gideceğiz. Eşim Kadriye, önce şaka yaptığımı zannetti. Çocukları da hazırla, birlikte çıkalım dediğimde ciddi olduğumu anladı. Bana kızmak istedi. Kızma dedim. Yaptığımız iyiliği öğrenince bana hak vereceksin, sevineceksin diyerek telefonu kapattım.

Öğlen olmuştu. Eve gittim. Üç kızımız, Nura, Sadet, Sıdıka ve oğlumuz Abdülhakanim ile birlikte eşim ve ben arabamıza atlayıp satın alacağımız yazlığın bulunduğu İzmit'in Kandıra kasabasının Cebeci köyüne hareket ettik. Eşim yola çıkmadan önce iki ağrı kesici içti. Dişini unutmaya çalıştı. Hem arabayı sürüyor hem de bu gün başıma ne geldiğini ona anlatıyordum. Olayı duyduktan sonra bana kızmaktan vazgeçti. Yaptığımız işe hem gülüyor hem de doğru mu yaptık yanlış mı yaptık taratışıyorduk. Eşim bir taraftan süt emme ihtiyacı olan bebeğimiz Nura kızımızı yolda emziriyor bir yandan da bana laf yetiştiriyordu.

Cebeci köyüne öğleden sonra saat dörtte ulaştık. Tapu dairesi bu saatte işlem yapmam dedi. Ahmet Bey annesinin durumunu anlattı. Rica etti. İşlemi yaptılar. Tapu işlemleri bittiğinde saat altı olmuştu. Ahmet Bey çeki alıp hemen İstanbul'a Alman hasanesinden annesini almaya gitti. Ben de buraya kadar gelmişken ne aldığımızı bilmeden, görmeden aldığımız yazlık evi gidip görmek istedim.

Yazlık eve gittik. Bahçe içinde üç katlı bir evdi. Bahçesi çim ve ağaçlıktı. Evin içi dayalı döşeliydi. Evde yaşamak için her şey vardı. Sağa sola bakarken vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. Eşim hadi dönelim dediğinde havanın karamakta olduğunu gördüm. İçimden bir ses bana karanlıkta gitme burada kal diyordu. Eşime bu gece burada kalalım. Bak evde her şey var. Fırında bir börek yaparsın. Çocuklar da rahat eder. Dinleniriz. Yarın gündüz gözüyle döneriz dedim. Kabul etti. Börek yapmak için mutfağa girdi.

Böreğimizi yedik. Televizyon seyrettik. Çocuklar uyudu. Ben gece yarısı saat ikide uyumak için yattığımda gözüme uyku girmedi. Kalktım. Ev içinde dolaştım. Dolapları karıştırdım. Çekmecelerin içlerini inceledim. Yanılmıyorsam gece yarısı saat 03:15 cıvarıydı, üst kata çıkmak için merdivenlerden yukarı çıkarken yer altından müthiş bir gürültü duydum. Allahım bu da neydi? Nasıl bir sesti bu? Sanki havalarda uçuyordum. Ayaklarım yere basmıyordu. Sanki melek olmuş uçuyordum. Trabzanlara sıkı sıkı sarıldım. Deprem oluyordu. Eşim Kadriye de uyanmıştı. Çocuklarımız mışıl mışıl uyuyorlardı. Saniyeler geçmiyordu. Gürültü korkunçtu. Yer yerinden oynuyordu. Ayakta durmak mümkün değildi. Eyvah dedim. Bu sarsıntıya hiç bir şey dayanamazdı. Her şey yerle bir olacaktı. Sonumuz geldi dedim. Dua etmeye başladım. Sanki dakikalar saatler kadar uzamıştı. Bitmek bilmiyordu. Neden sonra sarsıntı yavaşlamaya başladı. O sırada aklıma Adapazarı'ndaki evimiz geldi. Hemen telefona sarıldım. Adapazarında evimizin karşısına bulunan binada oturan komşumuz doktoru cep telefonundan aradım. Doktorun söyledikleri ile yıkıldım.

'Halil Abi, burası çok fena. Ben aşağıda arabama ulaşmaya çalışıyorum. Sizin oturduğunuz bina yerle bir oldu. Arkanızdaki ev de çöktü. Elektrik yok. Zifiri karanlık. Çığlıklar duyuyorum. Abi kapatmak zorundayım. Allah bizi korusun.........'

Aklıma Urfa'da oturan annem geldi. Hemen onu aradım. 'Anneciğim, Adapazarında deprem oldu. Biz orada değildik. Bize birşey olmadı. Bizi merak etme' dedim. Telefonu kapatıp eşimin yanına gittim. Birbirimize sarıldık. Dua ettik. Sabahı zor bekledik.

Sabah hava aydınlanır aydınlanmaz, eşimi ve çocukları evde bırakıp ben Adapazarına doğru son sürat yola koyuldum. Her zaman iki saatte gittiğimiz yolu tam beş buçuk saatte zor gidebildim. Adapazarı şehir içine girmek için denediğim ilk yol kapalı çıktı. Devrilmiş bir minare yolu kapatmıştı. Yolları iyi bildiğim için bir başka yolu denedim. Orası da kapalıydı. Yıkılan bir evin enkazı yolu geçilmez hale getirmişti. Her girdiğim yolda sokakların kenarında yüzlerce yaralı, ölü yatıyordu. İnleme sesleri, bağıran, çığlık atan insanların kulağımı yırtan sesleri her tarafı sarmıştı. Enkazların altından ölüleri çıkartıyorlardı. Dört beş değişik yol denedikten sonra evimin bulunduğu sokağa ulaştım.

Ben diyeyim üçyüz, sen de beşyüz ceset bizim evin sokağında yol kenarına sıralanmıştı. İnsan cesetlerini bu kadar çok görünce içim bulandı. Enkazların altından haykırma sesleri geliyordu. Yıkılmış evimizin yanına geldiğimde enkaz altında bağırışan seslerin bazılarını tanır gibi oldum. Bildiğim seslerdi. Tanrım hangi birine yardıma koşsam? Nasıl yardım edebilirdim? Kazmam yok, küreğim yok. Sadece ellerim vardı. Ellerimle nereyi kazabilirdim? Hangi taşı kaldırmam gerekiyordu? Neredeki toprağı eşelemem gerekirdi? Çaresizlik içinde sağa sola koşturuyordum. Hiç bir şey yapamıyordum. Çaresiz kalmıştım. Normal zamanlarda tek bir can bile kaybolsa göstereceğim tepkiyi şimdi binlerce canın kaybolduğunu görmeme rağmen gösteremiyordum. Saatler geçtikçe içinde yaşadığım ortamı kanıksamaya başladığımı hissettim. Ölü görmek beni etkilememeye başlamıştı.

Yaşayan ölü gibi olmuştum. Yıkılmış evinin karşısına oturmuş, başını ellerinin arasına almış put kesilmiş, mum olmuş, evlerinin enkazına ölü gibi sessiz bakan babalar, anneler, kardeşler gördüm. Çaresizliğe, kadere, Tanrı'nın gazabına teslim olmuş, kederlerini içlerine akıtan, hayata küsmüş, acıyı hissetmeyecek kadar kendinden geçmiş insanları gördüm.

Biraz kendime geldiğimde bizim sokaktan sağ kalmış çoluk cocuk kimi bulduysam arabama koydum. Küçük arabama ben hariç on onbir kişiyi sıkış tıkış doldurup Cebeci'nin yolunu tuttum. Onları yeni aldığım yazlık evin bahçesine yerleştirdim. Hanımım evin içinde ne kadar halı kilim varsa bahçeye çıkarttı. Çimenlerin üzerine serdik. Çoluk çocuğu üzerlerine yatırdık. Örttük. Sıcak çorba verdik.

Ben o gün altı yedi kez Cebeci Adapazarı seferi yaptım. Her seferinde dokuz on kişiyi yazlığın bahçesine taşıdım. Cebeci'den giderken fırından aldığım yüz yüzelli ekmeği arabaya dolduruyordum. Adapazarına geldiğimde bagajı açar açmaz bir iki dakikada ekmekler etrafıma toplananlardan tarafından alınıp bitiriliyordu. Bütün gün boyunca Cebeci'den Adapazarına ekmek, Adapazarında Cebeci'ye de depremden kurtulmuş insanları taşıdım durdum. Son seferimde yıkılmış evinin başında yere oturmuş ağlayan arkadaşımın eşini gördüm. Kocası ve çocukları enkaz altındaydı. Onu da alıp yazlığıma götürmek istedim. Gelmedi. Kocasını ve çocuklarını bırakmak istemedi. Oturduğu yerde öylece kaldı. Onu oradan kimse kaldıramazdı. Bir umut. Sevdilklerinin taş yığını altında olduğunu biliyordu. Onları kurtaramıyordu. Sadece dua ediyordu.

Akşam son seferi yaptıktan sonra bitap düşmüştüm. Cebeci'deki evimizin bahçesinde ben, eşim Kadriye, kızlarım Nura, Sadet, Sıdıka ve oğlum Abdülhakim depremden sonra ilk geceyi bahçede bir kilimin üzerinde birbirbirimize sarılarak geçirdik. O gece 45-50 kişi vardı bahçemizde. Hepimiz Tanrı'ya şükrediyorduk. Hepimiz paranın pulun, şanın şöhretin, varlığın, hanın hamamın geçici şeyler olduğunu anlamıştık. Bazılarımız sevdiklerini kaybetmişti. Bazılarımız evini, arabasını.

Karanlıkta bahçede üzerimizde battaniyeler birbirimize sarılmış oturuken Eşim Kadriye ile bir an göz göze geldik. Sanki ikimiz de aynı şeyi düşünüyorduk. Ağızlarımız kapalıydı. Gözlerimiz konuşuyordu. Onun gözleri bana hala dişinin ağrıdığını söylüyordu. Benim gözlerim ona 'sağol' diyordu. Tanrı aynı gün bizim elimizden bir evimizi almış bize bir başka ev vermişti. Allaha şükür çoluk çocuk hepimiz nefes alabiliyorduk. İkimizin gözleri bunları konuşurken ellerimiz birbirine kavuştu. Avuçlarımın içine aldığım ellerini sıkı sıkı sardım. Sıkıştırdım. Onun varlığını, sıcaklığını hissettim. Yaramız derindeydi. Kısa sürede bu yaranın iyileşmesi mümkün değildi.

Halil Doğan, bunları bana anlatırken gözleri doluyordu. Sanki o günleri yeniden yaşıyordu. Yemek yemek için oturduğum masada ne yediğimin farkında değildim.

'Bülent Bey, yol ne kadar karanlık, yol ne kadar zor olursa olsun, insan doğru yolda gitmek istiyorsa, niyeti ona ışık olur' dedi.

Hali Doğan'ın yaşlanmış gözlerle bana söylediği bu cümle sonunda çatalı bıçağı elimden bıraktım. Elini tutup, üzülme, sen doğru olanı yapmışsın. Tanrı da sana bu iyiliğinin mükafatını vermiş dedim.

Kadriye hanım'ın ağrıyan dişini depremden bir ay sonra seyyar sıhhiye ekibinin kurduğu çadır hastanede bir diş doktoru çekmiş. Çekmeden önce 'Sadece dişini çekerim. Biraz fazla acır. Yerine diş koymak, dolgu molgu gibi şeyleri çadırda yapmıyoruz, haberin olsun. Hala çektirmek istiyormusun?' diye sormuş. Kadriye Hanım 'evet' diyince, dişini çekmiş.

Halil Doğan şu anda Güneş Sigorta'nın en başarılı acentelerinden biri. Sigorta işleri yapmaya devam ediyor. Adapazarında yeni yapılmış bahçeli bir ev satın aldı. Beşinci çocuğu dünyaya geldi. Eşi Kadriye ile mutlu bir hayat sürdürüyor...

Fabrika sahibi işadamı Ahmet Beyin Adapazarı'ndaki evi de depremde yerle bir oldu. Apartmandan kurtulan olmadı.

Deprem olduğu gece kanserli annesini Alman Hastanesinden çıkartmak için İstanbul'a ailece gittiği için Ahmet Bey, annesi, eşi ve çocukları ölümden kurtuldu. Ahmet Beyin annesi iki ay sonra Adapazarı'nda depremzedeler için kurulmuş olan Ahmet Beyin çadırında onun kollarında vefat etti...

İyiliğin mükafatı. Halil Doğan'a ailesiyle birlikte yeni bir hayat verdi. Binlerce yeni sigorta poliçesi kesti. İşlerini büyüttü.

İyiliğin mükafatı. İşadamı Ahmet Beye eşi ve cocuklarını bağışladı. Annesi huzur içinde yanında öldü...

Kimin ne zaman bu dünyadan ayrılacağını sadece Tanrı biliyor. Adapazarı depreminde hayatını kaybedenler arasında belki yüzlerce kez iyilik yapmış binlerce rahmetli iyi insan vardır. Hepimizin bir alın yazısı var. Kimbilir ne zaman, nerede ve nasıl bu dünyadan ayrılacağız? Hiçbirimiz bilmiyoruz.


İnsan iyi yolda gitmek isterse, niyeti ona ışık olur.

Tanrı hepimizi kötülüklerden korusun....





Yorumlar ( 170 ) Sıralama Türü : Tarihe Göre -*- Yazara Göre
 
A.Adnan Şenel(Daçka 78)

- 22 Ağustos 2007 Çarşamba  14:08

Bu gibi olaylara bir çoğumuz değişik zamanlarda şahit oluyoruz.Bunlar;eminim ki Allah tarafından, son dönemlerde manevi duygulardan ve merhametten iyice uzaklaşıp tamamen maddiyata yönelmiş bizler için çok güzel hatırlatıcı ve uyarıcı örnekler.Tabii bu örneklerin tehlikeli tarafı da var.Şöyle ki;bu tip örnekleri, işi kaderci ve tasavvufi havaya sokarak,asıl sorumluluğun ve ihmalin sahibi olup da üstünü örtmeye çalışan başımızdaki yetkililerin kullanması.Yine de her zaman iyiliğin gücüne inanalım.

A.Celal Sağlam-Sigorta Eksperi

- 28 Haziran 2004 Pazartesi  08:48

Sayın Bülent Şenver, Halil Doğan Bey'in yaşadıkları adeta bir mucize. Ama Kendi hayatımıza da biraz geri dönüp bakabilirsek, 'Böyle bir şey başıma gelse asla atnıdna kalkamazdım. Ölsem daha iyi' diyebileceğimiz bir çok şeyi yaşayıp, geride bıraktığımızı görürüz.Sanırım bunları hatırladığımızda, bir konuyu iyi değerlendirmek gerekiyor. '-Bu musibet gibi görünen şeyden kurtulmak için ben ne kadar, ne yaptım.' Şaşırıcağınızı umuyorum. Çünkü sanki bir el, sizi oradan alıp, bir başka tarafa koymuş, o musibet gibi görünen şey arkada kalmıştır. Düşüncelerimi açıklarken, musibet gibi görünen şey deyimini kullandım. Çünkü kötü kişiden kişiye değişen bir kavram.Bir trafik kazası yapan kişi için ne kadar da kötü bir durumdur. Oysa, sırf o kazayı yaptığı için, kaportacı, parçacı, boyacı, eksper ve onlarca kişi evine ekmek götürebilmektedir. Düşünürsek cenazelerden dolayı rızkını temin eden insanlar var. O halde kötü nedir? Hz.Mevlana'ya iki muallim gelerek bir soru arz ederler. Kötü nedir? Hz.Mevlana hemen kendini secdeye atar. Uzun bir bekleyişten sonra muallimin biri diğerine haydi gidelim der. Arkadaşı, sorumuzu henüz yanıtlamadı diye cevap verir. Oysa gidelim diyen muallimin cevabı nettir. O sevgilisini inciltmemek için hiç bir şeye fena diyemez ki. Size Hıncal Uluç'un köşesinde okuduğum bir hikakeyi anlatmak isterim. Adamın yaşamı son bulduğunda kendini uzun bir kumsalda yürürken bulur. Hemen karşısında hayatı bir film şeridi gibi önünden geçmektedir. Filme ve kumsalda geride bıraktığı izlere bakınca, bir şey dikkatini çeker. İyi günlerinde kumsalda hep iki kişinin ayak izleri vardır. Oysa kötü günlerinde ayak izleri sadece bir çifttir. Adam üzülerek haykırır. Ya rabbim neden hep iyi günlerimde yanımda oldun da, kötü günlerimde beni yalnız bıraktın?Ve bir nida gelir. Evet iyi günlerinde yanında olan hep bendim. Kötü günlerinde ise gördüğün tek çift ayak izi ise bana aitti. O günlerde sen benim kucağımda idin. Saygılarımı sunarım. A.Celal SağlamSigorta eksperiiCelal@doruk.net.tr.

A.Ümit Kıvman'73

- 19 Haziran 2004 Cumartesi  22:52

İnsan hayatının sadece kaderle değil, ama çoklukla kendi yazdığı kaderle şekillendiğini bir kez daha gösterdi bu olay bana. Umarım köşeyi çabuk dönmeyi hayal edenler ve bunu hayat felsefesi haline getirmeyi hedefleyenler bu gerçek olaydan gerekli dersi çıkarırlar.Bu olayla bize hatırlatıklarınız için de teşekkürler sevgili Şenver ağabeyciğim.

Abdullah Bozgeyik

- 19 Haziran 2004 Cumartesi  13:00

Merhabalar,O kadar güzel ve ibret alınacak bir olayı anlatıyor ki olabilecek yorumların belki de en güzeli yazıda aktarılan ana mesaj. Öte yandan bazı konularda karşılıksız birşey yapmaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyor. 'Toplumsal başarı için sosyal sorumluk hissetmek' isimli yazımda bu konuya dikkatleri çekmeye çalışmıştım.Abdullah BozgeyikBağımsız DanışmanYazılarım için www.bilgiyonetimi.org

Adnan Erdogmus

- 17 Haziran 2004 Perşembe  19:27

Sayin Şenver,Gercekten bu yasanan olay herkes icin bir yasam ogretisi niteliginde.Paylastiginiz icin tesekkur ederim. Yuregimize dokundu. Kulagimiza yeni bir kupe, yeni bir hayat ogretisi oldu.Sevgiler, Saygilar,Adnan Erdogmus

adnan inal

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  13:19

yazınızın başlığı iyiliğin mucizesi, iyiliğin mükafatı da olabilirdi. Mucize kelimesinde daha çok belirsizlik var yani kimden kaynaklandığı açıkca belli değil, tesadüfen de olmuş olabilir. Halbuki ben bu tür olayların ilahi adaletin bir tecellisi olduğuna inanıyorum. Daha açık bir ifade ile Allahın bir mükafatı olduğuna inanıyorum. Günümüzde Allaha inandığını söylemek, Peygambere inandığını söylemek, Kuranın vahiy yoluyla geldiğine inanmak, cennet ve cehenneme inanmak ve bunu söylemek hele hele beş vakit namaz kılmak pek çok çevrede ve maalesef aydın diye tanımlanan üniversite bitirmiş kişilerin çoğunluğu arasında bilimden nasibini almamış olmakla eşanlamlı olarak değerlendiriliyor. Bu tip insanlar pek çok çevrede sessiz ve nazik [entelce] bir dışlanmayla karşılaşıyorlar. Ben bu durumun oluşmasında cumhuriyet döneminde uygulananan tek tip adam yetiştirme politikalarının da katkısı olduğuna inanıyorum. Bu tip yazılar nadir yazılıyor ama insanlardaki dini inançların oluşmasında veya dini inançları olanların toplumda kabul edilebilir ve 'içe sindirilebilir' hale gelmesinde faydası olacağına inanıyorum. Çok güzel ve manalı bir yazıydı. Sıkılmadan ve çok çabuk okudum. Tebrikler, teşekkürler. İnsanlara çok kolay yoldan ve bir yol bulmaları gerekmeden kendilerini ifade etmeleri için fevkalade güzel ve kolay bir fırsat oluşturdunuz. Bu toplumun gelişmesine katkıda bulunacak önemli bir yenilik.

ALEV PINAR KORKMAZ

- 15 Haziran 2004 Salı  20:20

Allah buyuk.iyilik yap,iyilik bul demisler

ali adnan inal

- 19 Ağustos 2006 Cumartesi  19:21

Allah'a, Allah tarafından mükafatlandırılacağına veya cezalandırılacağına, kadere, öldükten sonra dirileceğine, cennete ve cehenneme inanmanın neredeyse alay konusu haline geldiği zamanımızda bu tip olayların yazılarak muhafaza edilmesi ve bilmeyenlere nakledilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Naklettiğiniz fevkalade enteresan olay dünyada ve evrende meydana gelen mucizevi olayların sadece tabiat veya tesadüflerle izah edilemeyeceğine karine teşkil edebilecek güzel bir örnek. Allah sizden razı olsun. Ali Adnan İnal

Ali Karakuş

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  14:01

Gözlerim dolu dolu, içim burkularak okudum. Müthiş bir hayat dersi. Paylaştığınız için çok teşekkür ederim.Sevgi ve saygilar,Ali Karakuş

Ali Karakuş

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  19:04

Bülent Bey,Eminim çok güzel bir hayatınız vardır. Zira insanların hayatını güzelleştirenlerin hayatlarında sadece güzelliğe yer kalmıştır. Yeni yazılarınızı okumaktan memnuniyet duyacağım. Dilerim sizin de benim kitabımı [Başarının Psikolojisi] okuma ve belki bir yorumda bulunma fırsatınız olur. Yeniden sevgi ve selamlarımı sunuyorum. Ali Karakuş

ALİ RIZA KURT

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  13:28

HALİL DOĞAN'IN İYİ NİYETİ, TEMİZ KALDİ VE MANEVİYATI SAYESİNDE ALLAH ONU VE AİLESİNİ BAĞIŞLAMIŞ. BEN BUNA KESİNLİKLE İNANIYORUM YAPILAN İYİLİKLER KARŞILIKSIZ KALMIYOR, KÖTÜLÜKLERDE. BÖYLE İNSANLARIN ÇEVREMİZDE DAHA ÇOK OLMASINI, BU DÜŞÜNCE TARZININ YENİ NESİLLERE AKTARILMASINI DİLİYORUM. ZİRA YENİ NESİL OLDUKÇA MATERYALİST YETİŞİYOR.

Alime KIRLI

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  17:12

Süper bir yazı, yorum da içinde mevcut.Teşekkürler

Alp Gürdil

- 10 Kasım 2004 Çarşamba  15:25

Sevgili Bülent bey, İyiliğin mucizesi ile ilgili yazınızı okudum. Mükemmeldi; çok duygulandım. Allah hepimizi kötülüklerden korusun ve doğru yolu göstersin. İhtiyaçlar doğrultusunda, herkesin kazandığını paylaşmasını diliyorum. Saygılar,Alp Gürdil

Asu BODUR

- 17 Ağustos 2007 Cuma  17:00

Yazınızı , Halil Bey'in ve binlerce insanın yaşadıklarını düşünerek , gözyaşları içinde okudum.Ben de Yalova'lıyım . Deprem günü ailemizden kimse , Yalova'daki ağır hasar alıp sonradan yıkılan evimizde değildi. Yıllardır bir yandan en yakınlarımı kaybetmediğime şükrederken , kaybolan yaşamların , birbirinden hüzünlü hayat hikayelerinin acısını yüreğimde yaşarım. Unutmadığınız, unutturmadığınzı için teşekkürler. Ayrıca yazınızın özünde anlattıklarınıza da yürekten katılıyorum , hayatta davranışlarınız , niyetiniz bumerang gibi er ya da geç , iyisi de kötüsü de size geri dönüyor. İyiliklerle karşılaşmanız dileklerimle & Saygılarımla.

Aydın Özdemir

- 22 Ağustos 2007 Çarşamba  10:39

Allah herkese yüreğince yaşamak nasip etsin.

ayhan yavrucu

- 20 Ağustos 2007 Pazartesi  11:48

Doğrusu müthiş etkileyici bir yazı.Çok etkilendim.Okurken derinden sasılmamak mümkün olamıyor.Zaten altındaki resim o dehşet tablosunu olanca çıplaklığı ile gösteriyor. O enkazın arasından tesadüflerin iyilik duygusuyla birleşince ne kadar olumlu şeylerin de olabileceğini göstermesi açısından da bir okadar ilginç.İyiliklerin çoğaldığı acıların olabildiğince azaldığı bir dünyaya doğru.

Aykud Alp Berk

- 17 Ağustos 2007 Cuma  14:11

Bülent Bey,17 Ağustos depreminde yaşamlarını yitirenlere Allah'tan rahmet dilerim. Acıyla kendilerini yitirenlere de Allah'tan sabır dilerim.Konuyu bu kadar güzel anlattığınız için size ve Halil Bey'e çok teşekkür ederim.İyilik yap, iyilik bul. Ben inanıyorum iyilik mucizesine. Ancak, sizin de çok güzel bir şekilde belirttiğiniz gibi, bunu orada yaşamlarını yitirenlerin iyi olmadığı şeklinde de anlamamak gerekiyor.Halil Bey'in tertemiz yürekliliğini ağızdan ağıza, kulaktan kulağa aktarmalıyız ki, iyilik çemberi her yanımızı sarsın.Sevgi ve saygılarımla,

Aykut Ekşiler

- 08 Eylül 2007 Cumartesi  14:43

Sayın Bülent Şenver,Mesajınızı bugün okuyabildim. Dilerim ülkemiz böyle bir felaketi bir daha yaşamaz. Bundan sonra yaşanacak felaketlerde daha güçlü ve hazırlıklı oluruz.Bir edebiyat metni titizliğiyle kaleme aldığınız Halil Bey'in bu kısacık gerçek yaşam öyküsünden, çıkarmamız gereken çok ders var. Her şeyden önce çocuklarımız için 17 Ağustos'ları unutmamalıyız.

Aykut Özalp

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  10:54

İnsanların kaderci olmalarına karşı çıkan biriyimdir. İnsanların kaderleri kendi ellerindedir. Şans tabi ki etkilidir ama bunu kaderle karıştırmamak gerekir. Yazınızdan çıkan ana fikir; yardım sever, iyi kalpli insanların gün gelip mükafatlarını alacaklarıdır. Aslında bir karşılık görmeseler dahi başka bir insanı mutlu etmek kadar güzel bir ödül olabilir mi? Saygılarımla

Ayten Öksüz

- 17 Ağustos 2007 Cuma  16:34

Bülent Bey, yazınızı göz yaşlarımı tutamadan okuduğumu belirtmek isterim. Baştan sona okurken beni o kadar çok içine çekti ki fiziksel olarak dahi bilgisayara yöneldiğimi fark ettim.

Azime Molla

- 17 Ağustos 2007 Cuma  14:57

Bizlerle paylaştığınız tüm sohbetleriniz ve yazılarınız gibi bu da çok etkileyici. Okurken gözlerim doldu, sanki yaşananları izliyordum. Teşekkürler

Bahadır Kaleağası

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  13:51

Sayın Şenver, hazin ve ders dolu bir yaşam kesitini, son derece etikileyici ve çok yönlü anlatarak, hiç unutamayacağımız derinlikte bir yazı hazırlamışsınız. Yaşama dair önemli bulgular, büyük çaplı olaylarda değil, bizzat bireylerin en dar çevrelerinde yaşadıklarında daha iyi ortaya çıkıyor. Teşekkürler.

barbaros okan

- 28 Temmuz 2004 Çarşamba  18:35

Yani o depremde olen 40000 civarindaki insan hayatlarinda hic iyilik yapmamislarmiydi?

BEDRİYE AFŞAR

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  18:01

GERÇEKTEN ÇOK ETKİLEYİCİ BİR HİKAYE OKURKEN İNSAN SANKİ O ANI YAŞIYOR. DEĞERLİ ACENTEMİZİN DEPREM SONRASINDAKİ ÇABASI VE DEĞERLİ YARDIMLARI AZIMSANAMAZ. AMA BURADA İYİLİKTEN ÇOK ŞANS FAKTÖRÜ VAR SANKİ. BURADAKİ İYİLİK DEPREMDEN SONRAKİ KISIMDA BENCE. İYİLİK KARŞILIKSIZ YAPILMALI. OYSA BURADA ÖDENEN BEDELİN BİR KARŞILIĞI [EV] VAR. AMA YİNE DE BU GÜZEL YAZINIZ İÇİN TEŞEKKÜRLER...

begüm

- 28 Ağustos 2004 Cumartesi  14:41

yapılan iyiliğin her zaman bir karşılığı olucaktır ama bu dünyada ama ahirette muhakkak karşılı alınacaktır.halil bey ileriyi görmeden yapmış olduğu iyilik ailesinin ve kendisinin hayatını kurtaracağını bilemezdi bilseydi de zaten yapılan iyilik olmazdı.ve ben bu yazıyı okurken birden 17 ağustosu yeniden yaşadım çünkü bende deprem zamanı çınarcıktaydım kaybın ve ölümün ve bunun yanında hayatla yaşam arasında kalmanın o esnada kendini değilde sevdiklerini düşünmenin ne demek olduğunu gayet iyi anlıyorum böyle bir üzücü olayın ardından gelen yeni hayat ise halil bey e verilen bir armağan olarak nitelendiriyorum

Behçet Murat Türen

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  18:02

Sn.Şenver,Hakikaten önemli bir konuyu irdelemişsiniz. Çok basit bir şeyi her zaman denemişimdir. Araç kullanırken isteyerek başkasına yol verdiğiniz zaman, siz de sıkıştığınız noktada başkası size yol verecektir.Birisine karşılık beklemeden iyilik yaptığınız zaman mutlaka bir başka şekilde size bunun karşılığı dönecektir.Her zaman denemişimdir ve doğru olduğunu görmüşümdür.Allah hepimizi iyilik yapanlardan eylesin.Sevgi ve SelamlarımlaB.Türen

Berna Karalı

- 17 Haziran 2004 Perşembe  11:53

Size bu anınızı paylaştığınız için çok teşekkür ederim tekrar o günleri hatırlattınız, hem acı hemde ders alınması gereken çok yön var.

BEYLER YILDIZ

- 17 Haziran 2004 Perşembe  13:53

Hep söylemişimdir. İyi niyetli ve dürüst insanlar uzun vadede kazanırlar. Kıymetleri de sonradan anlaşır. Diğerleri ise kısa sürede kazanıyor gibi gözükselerde, bir anda yok oluyorlar. Saman alevi gidi. İyi kalpli, dürüst ve güvenilir insanlarda olmasa bu dünyada güzel şeyler göreceğimizi sanmıyorum. Tanrım tüm güzel insanları korusun. Ayrıca bu olayı bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim. İnanın çok etkilendim. Selamlar.

BİRSEN ADALI

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  10:56

okurken boğazıma düğümlenen şeyin ne olduğunu hala keşfetmiş değilim... yüreğime yerleşen derin ürperti. Bu ölüm korkusu değil kesinlikle belki de en zoru böyle bir durumda geride kalıp bu zorluklarla savaşmak, elinden bir şey gelmemesi, çaresizlik v.s. Bu yazıyla aklıma takılan bir şey daha oldu ne kadar bilinçli ve duyarlıyız, ne kadar yaşamayı seviyor veya insan hayatına önem veriyoruz. İnsanoğlu çiğ süt emmiş derler gerçekten çok doğru yine sizin hayatınızı hiçe sayarak çürük yapılar inşa edenler olacaktır, buna önce vatandaş olarak bizler engel olalım... yani siz hayatta kalın biz hasarınızı ödeyelim... size yaptığımız poliçelerde size verdiğimiz ferdi teminatlar sizi geri getirmiyor...Kaderci olmayıp kaderimizi kendimiz şekillendirmeye çalışalım[ yani en azından böyle olmasını umuyorum] Ve en son bu acı ama bir çok şeyi tekrar hatırlatan, yaşatan ve kendime gelmemi sağlayan yazı için teşekkürler

Blitz

- 15 Haziran 2004 Salı  22:42

İyilik cezasız kalmaz.

Burak Oruç

- 15 Haziran 2004 Salı  19:44

Hocam gerçekten bize aktardığınız olay insanı derinden etkiliyor sizin bahsettiğiniz olay deprem sonrası yaşanmış olaylardan sadece biri ve allahtan sonu mutlu sonla bitmiş fakat sonu bu kadar güzel biten çok az olay olduğunu düşünüorum depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza allahtan rahmet diliyorum.Koşul ve zaman ne olursa olsun insanların iyilik yapmaktan vazgeçmemesini diliyorum.

Burak ÖZGÖREN

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  12:36

Nice iyiliksever, iyilik sevmeyen insan hayatını kaybetti. İyi yada kötü, cömert yada bencil, dürüst yada yalancı.Hayatta kalanlar arasında iyilik yapıp iyilik bulanlar, yada dürüst olmayan işler yaparak maddi durumlarını iyileştirenler olmuştur.Sizce sevgili Halil Bey ne buldu? Kendisinin ve ailesinin yaşamınımı? Bir ev mi? İşlerinin iyi gitmesimi?Diğer hayatta kalan insanlarda [iyi yada kötü insanlar] bulmadımı bunları?O gün borcundan kaçan, kaçamak yapan, aklıma gelmeyen diğer şeyler yüzünden ordan uzakta olan insanlar...Sevgili Halil Doğan'a iyi niyeti, vicdanı yardım etmiş. Allah kendisine ve ailesine uzun ömürler versin, işleri rast gider inşallah.Keşke herkes onun gibi olsaydıda, bizde yüzyıllardır süregelen doğanın gerçeği deprem felaketine hazırlıklı olsak, diğer hazırlıklı olan ülkeler gibi.[İki kelam satırda felaket, ölümler, aile, çocuklar, iyilik yanyana gelince ne kadar etkili oluyor dimi, birde yaşanmışsa.]

Burak Polat

- 28 Ağustos 2006 Pazartesi  23:41

Son zamanlarda dinleğim en dokunaklı ve düşündürücü hayat hikayesi.Çok uzun zaman önce olmaması ise çarpıcılığını bir kat daha artırıyor.Faniliğin ve çaresizliğin, iyilik ve sevginin sıcaklığı karşısında aslında ebediyete açılan kapının gizli anahtarları olduğunun görebilmek...

cabir acar

- 06 Temmuz 2004 Salı  10:11

İnsanın kendisini bir çıkmazda hissettiği zamanlar oluyor yaşamın akışı içinde. Böyle zamanlarda içimizdeki sağduyunun, sesine kulak verdiğimizde, aktardığınız olayda olduğu gibi olağanüstü mucizelerle karsılasılabiliyor mucizelere inanmayanlara duyrulur

chi flat iron

- 15 Ağustos 2011 Pazartesi  14:46

Excellent write-up tends to make continual development, many thanks discuss, the particular deposition regarding information is always to retain studying, consideration will be the beginning of success.chi flat ironcheap chi flat ironchi hair straightenerchi hair products wholesale chi flat ironwholesale chi hair straightenersCHI Pink Dazzle Flat Ironchi original ceramic flat ironCHI Camo Collection Blue chi flat iron coupon

Çağan Ekşi

- 21 Mayıs 2013 Salı  23:01

Bu olayı bizlerle paylaşmanız gerçekten çok güzel. Iyilik yap iyilik bul atasozu bence buraya cok uyuyor!

ÇETİN ÇELİK

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  17:24

İYİ BİR HİKAYE İNSANIN OKUYUNCA O ZAMANLARI HATIRLIYOR VE ÜZÜLÜYOR.İNSANIN GÖZLERİ DOLMUYOR DERSEM YALAN SÖYLEMİŞ OLURUM . FAKAT ÖYKÜYÜ OKUDUKTAN SONRA BAŞTAKİ GİRİŞ CÜMLELERİ DİKKATİMİ ÇEKTİ. '' Sol köşede mutfak kapısına yakın bir masada tek başına oturmuş bir acente gözüme ilişti. Yanına gittim oturdum. 'Afiyet olsun' dedim. Çorbamı içtim. Sıcak yemeğime başladım. Yanımdaki acente hiç konuşmuyordu. Sanki bir derdi vardı. Diğer acentelerden uzakta bir köşede boş bir masayı seçmesi belki de zihninde yaşadığı fırtınalarla boğuşuyor olmasındandır diye düşündüm.'' ACENTELER TOPLANTISINDA OKADAR EĞLENEN İNSANLAR VARKEN ACENTEMİZİN NİYE BİR KÖSEŞE OTURDUĞUNU ANLAYAMADIM.YAZININ SONUCUNDADA BÖYLEBİR ŞEY BELİRTİLMEMİŞTİ. BU ACENTEMİZİ BÖYLE DİĞER ACENTELERDEN AYRI OTURUP DALGIN VE DÜŞÜNCELİ BİR ŞEKİLDE KÖŞEYE ÇEKİLMESİNE BİR ANLAM VEREMEDİM.SİZ NE DERSİNİZ ?KOLAY GELSİN .

Çiğdem Bulut (Bünyamin Demirbaş-Güneş Sig.Acen)

- 28 Haziran 2004 Pazartesi  09:04

Bu olayı bizlerle paylaşmanız gerçekten çok güzel. Yazınızda da belirttiğiniz gibi yaşam boyunca insanın başına bu ve buna benzer olaylar gelmektedir. Herşey biz insanlar içindir önemli olan yaşadıklarımızdan ders almamızdır. Gaziantep Güneş SigortaBünyamin Demirbaş AcenteliğiÇiğdem Bulut

defne evin hekimoğlu

- 28 Mart 2005 Pazartesi  16:16

iyiliğin mucizesi'ni okudukça yanımdaki sınıf arkadaşımın şaşkın bakışlarına rağmen gözyaşlarıma hakim olamadım hocam.Müsadenizle ben de başımdan geçen bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.6yıl kadar önce adana anadolu lisesi,lise 2.sınıfında okurken başıma geldi bu inanılası zor şey.O sıralarda ailem üzerinde ciddi maddi sıkıntı hakimdi.Bu yüzden hepimiz özveride bulunup harcamalarımıza dikkat etmeye çalışıyorduk.Okuldan sonra dersaneye gitmek üzere yola çıkmıştım..Yorucu bir gün olduğu için otobüse binmek istedim.Yeni aldığım haftalığım cebimde,durağa kadar yürümeye başladım.Yaklaştıkça netleşen perişan görünümlü,ellerini başına yaslamış,epey yaşlı bir amca,yanından gelip geçen insanlara ve arabalara aldırış etmeden kaldırım taşında oturuyordu.Şefkat,acıma ve üzgünlük içerisinde kalbimin sızladığını hissettim.Yanına gelip durduğumda beni görmemişti bile.O an onu görmezden gelip öylece bırakıp uzaklaşamayacağımı farkettim.Sessizce eğilip 'amca noldu, iyi misin' diyebildiğimi hatırlıyorum.Hiçbir şey söylemedi.Başını doğrultup öylece baktı yalnızca.O'nun için çok şey yapmak istemiştim o an ama yapabileceklerim sınırlıydı malesef.Cebimdeki tüm parayı çıkarıp hiçbir şey söylemeden avuçlarına bıraktım.Bana ve paraya uzun uzun baktı.Hoşçakal diyip o'nun için dua ederek yoluma devam etmeye başladım.Son paramı da verdikten sonra artık yürümem gerekiyordu.Karşıdan karşıya geçmek için hazırlandım.Yanımda duran orta yaşlı bir bayanla karşıya geçmek için yolun müsait olmasını bekliyorduk.Tam adım atıp gececekken anahtarım cebimden yere düştü.Eğilip onu almaya çalıştığım sırada hala unutamadığım korkunç bir fren,çığlık ve çarpma sesi duydum.Kırmızı ışıkta durmayan rezil bir sürücü az önce yolun kenarında benimle bekleyen kadıncağıza çarpmıştı.Başımı kaldırıp baktığımda o korkunç manzarayla karşılaştım.Arabadan 8-10 metre ilerde kanlar içinde kendisi ve eşyaları etrafa savrulmuş bayanı gördüm.Ellerim,bacaklarım her yerim zangır zangır titriyordu.Gözlerim kararıp bayılmadan önce hatırladığım tek şey ise korku içerisinde etrafıma bakarken o yaşlı amcanın hala unutamadığım beyazlar içerisindeki silüetini görmemdi.İşte böyle beyler bayanlar,yorum hepimizin.Hayatın kendisi mucize.....İyilik yap iyilik bul,kötülük yap kötülük bul...

DEMET

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  21:24

Yazınızı okuduğum an başıma çok kötü bir ağrı girdi gerçekten insanın hatırlamak dahi istemediği o zor günleri istanbuldan izledim sadece... Çok üzüldüm fakat orada yaşanan acıları yaşamayan bilmezmiş.... hayatta iyilik yapmak artık pek önemli değil diye düşündüğüm şu zamanlarda bu yazıyı okuduktan sonra o umut yeniden yerleşti beynime... gerçekten iyilik yap iyilik bul sözü boşuna söylenmemiş... umarım HALİL DOĞAN DAHA DA BAŞARILI OLUR çünkü böyle insanlar o kadar az ki çevremizde!!!

Deniz Doğan

- 30 Ağustos 2006 Çarşamba  23:54

Büyük depremde yaşanan bir çok mucize var. Bu da onlardan birisi..Ama bu büyük depremden tekrar olacağı kesin ve biz hiiç bir şey yapmamak konusunda kararlıyız.Neden?Çünkü Türk milleti olarak tedbir kuldan takdir Allah'tan lafının sadece takdir Allah'tan kısmıyla ilgileniyor ve tevekkel davranmakta ısrar ediyoruz.Allah sonuuzu hayır etsin.

dilek yılmaz

- 17 Ağustos 2007 Cuma  23:57

depremde bir çok yakınını kaybetmiş biri olarak yazınızı gözyaşları içinde okudum. o akşam herkes halil bey ve ailesi kadar şanslı değildi ve halil bey bize iyiliğin ne kadar büyük yada ne kadar küçük olursa olsun daima işe yaradığını bir kez daha gösterdi. üzerinden bu kadar sene geçmesine rağmen kaybettiklerimiz hala bizim kalbimizde..rahat uyusunlarDİLEK YILMAZUludağ Üniversitesi Endüstri Mühendisliği2. sınıf öğrencisiBursa

Doç.Dr. Osman ÖZSOY

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  15:35

Bülent Bey,İyiliğin Mucizesi başlıklı yazınızı okdum ve etkilendim.Aslında bu emailin yanlışlıkla doğru bir yere geldiğide söylenebilir.Çünkü benim, DEPREMDE MUCİZEVİ KURTULUŞLAR adıyla bir kitabım da var.Kandilli Rasathanesi'nin 'İstanbul Halkının DepremAlgısı üzerine yaptığı bir araştırmanın da projedanışmanıydım.Sağlıcakla kalın.Selamlar.Doç. Dr. Osman ÖZSOYHalka ve Olaylara TERCUMAN Gazetesi Yazarı Haliç Üniversitesi Öğretim ÜyesiINEPO Uluslararası Çevre Derneği & Kişisel GelişimDerneği Kurucu Üyesi

Dr. Sadi Göğdün

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  10:56

Değerli Dostum,Bu, yaşanmış ve inanılmaz olayı bizlerle paylaştığınız için çok teşekkürler. Keşke, insanlarımız bir fazilet nişanesi olan bu olaydan birazcık ders alabilseler.Selam ve saygılarımla

Dr.Arnold Hornfeld

- 01 Temmuz 2004 Perşembe  14:53

Bülent Bey,'iyiliğin mucizesi' yazınızı çok etkilenerekokudum.Hakikaten bir mucize! Yaşamamızın normal görünen seyri içinde,nekadar çok etkenin her an hayatımızı nasıl bir anda değiştirebileceğini anlıyor insan. Çok da güzel yazmışınız, teşekkür ederim. Her şeyin bukadar pamuk ipliğine ve tesadüflere bağlı olduğunu görmek, bizi daha mütevazi olmaya ve birbirimize daha çok bağlanmaya ve sevmeğe yardımcı olacaktır.Saygı ve selamlarımlaDr.Arnold Hornfeld

Dr.Hakan Erdun

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  14:07

Dun cok uzuldugum bir olay olmustu. Yeditepe Universitesi MBA diploma toreninde Yuksek Onur belgesi almayi umarken listeye adimi eklemeyi unuttuklari icin [!] cubbe ve kepimle ailem, arkadaslarim ve hocalarim karsisinda oyle kala kalmistim. Iki yıl gecemi gunduzume katarak 20 ders ve 3 track'la tamamladigim MBA'nin finali benim icin bir onur degil utanc gunu olmustu. Uykusuz gecen geceden sonra bugun isyerinde buna uzulurken yazinizi okudum, uzuntumun ustune yazinizin sonunu zor getirebildim. Bogazim dugumlendi ve sunun farkina vardim: Hayatta her zaman insan bulundugu duruma sukretmeli, insan baskasina iyilik te yapsa kotuluk te yapsa, gercekte bunu sadece kendisine yapmis oldugunu bilmeli. Sayin hocam yazinizla gonlume bir ferahlik verdiginiz icin tesekkur ederim.Hakan Erdun

Dr.Hakan Erdun

- 17 Haziran 2004 Perşembe  10:02

İyilik hakkında...· Iyilik insanlık sanatıdır. Genceli Nizami· İyiliği yanlız iyiler anlar, kötülüğü ise herkes... Cenab Şahabettin· Iyilik hiç bir zaman boşa gitmeyen tek yatırımdır. Thoreau· Eğer iyiliğin bir nedeni, sonunda bir ödülü varsa, o iyilik değildir. Leo Tolstoy· Küçük iyiliklere kimse önem vermez. Halbuki küçük kötülüklerin üzerinde herkes durur. Fontenelle· Herşeyden önce iyi olalım, daha sonra mutlu oluruz. J.J. Rousseau· Yanlız iki erdem var. Ah bunlar bir birleşse: iyilik hep büyüklük olsa, büyüklük de hep iyi... Schiller· İyiliği yapabildiği halde yapmayan insan, suç işlemiş olur. Pestaluzzi· Kötü hüküm vermeye alışkın olan insanlar, genellikle iyinin farkında olamazlar. O iyi ki, onlar kaybedinceye kadar avuçları içindedir. Sophocles· Eğer dünyanın bütün insanları güzeli güzel olarak bilseydi, orada çirkinliğin ne olduğu anlaşılırdı. Herkes iyiyi iyi olarak bilseydi, orada kötünün ne olduğu meydana çıkardı. Lao-Tse· Kadere, cahil insan pençe gösterir. Sadi Şirazi· Karanlığa küfretme, bir mum da sen yak [...]· Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. Mevlana

Eda Ertür

- 15 Haziran 2004 Salı  23:39

Hocam, bu hüzünlü makaleyi okudukça o günleri hatırladım. gerçekten kıyamet dolu bir gündü, bir daha yaşanmasın dileğiyle diyorum. Yapılan iyilik gerçekten çok büyük kimse ki benim babam da sigorta acentesi maddi durumu zordayken en iyi müşterisi zor durumdayken yardım etmek istemez, gerçekten asil bir davranış. Ama Allah da yapılan iyiliği görüp en önemlisi sevdiklerinin canını bağışlamış ve rıskını arttırmış. Ancak böyle olaylarla karşılaşınca anlıyoruz hayat boş, üzülmeye değmez, hayatımız pamuk ipliğine bağlı iyilik yapalım kimseyi kırmayalım diye. Bence her zaman iyilik yapmalı, kimsenin hakkını yememeliyiz çünkü bence yediğimiz haklar bir süre sonra gerçekten de başka bir taraftan çıkıyor. Umarım benim gibi herkes de güzel dersler çıkarmıştır bu makaleden ve şu andan itibaren uygulamaya başlayacaktır.

Elvan Arpacık

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  19:48

İnsanın kendisini bir çıkmazda hissettiği zamanlar oluyor yaşamın akışı içinde. Böyle zamanlarda içimizdeki sağduyunun, iyiliğin, şefkatin sesine kulak verdiğimizde, sizin aktardığınız olayda olduğu gibi olağanüstü mucizeler doğuyor işte.

Erdal Dervişoğulları

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  16:48

Geleneklerimiz, Atasözlerimiz, çeşitli öğretilerden bilgilendiğimiz insan sevgisi ve dayanışmaya güzel bir örneğe şahit olmuşsunuz. Son cümlenize katılıyorum. Saygılarımla.

erdem

- 08 Mayıs 2007 Salı  18:04

Atalarımız İyilik yap denize at balık bilmezse halık bilir. der bu yazıdan dolayı da tebrik ederim. Her şey gönlünüzce olsun. Erdem Yavuz /ANKARA

Erhan POLAT

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  16:43

Sn. ŞENVER Acenteler Toplantımıza Teşriflerinizde yaşamış olduğunuz bu hayat dersini bizlerle paylaştığınız için öncelikle teşekkürler. Görüldüğü gibi yapılan bir iyilik hem iyiliği yapan hemde iyiliği bulan tarafın hayatını değiştirecek bir etkisi olmuştur. ve başlıkta da belirtildiği gibi yaşanılan olay tam anlamıyla bir mucizedir. daha bunun gibi nice örnekler vardır.bence hepimizin bu yazıda dikkat etmesi gereken olayın şaşırtıcılığı mucizeviliğinden ziyade temelde yatan iyi niyet prensibidir.halili bey uzun yıllar sektörde çalışmış belli bir seviyeye gelmiş bir kişi olarak kendisini bugünlere getiren en iyi müşterilerinden birine en zor zamanında sahip çıkmış yıllardır sigortacısı olduğu kişiye aynı zamanda dost olduklarınıda yapmış olduğu bu iyilikle göstermiştir.halil beyin iyi niyet prensibi hem kendisi hem ailesinin hayatının kurtulmasını ve zamanla işlerinin daha da olumlu devam etmesine ışık olmuştur. bu olay hayatı boyunca doğru dürüst çalışmayı kendine ilke edinmiş fakat piyasaların durumu ve haksız rekabetten direnci kırılmış insanlara kendilerini yenilemek için bir örnektir. ve eminim her iyi niyet eninde sonunda bir yerlerde mükafatlandırılır. . saygılarımla

Erol Yazıcıoğlu

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  15:56

yazınızı okurken kendimi ağlamaktan alıkoyamadım.ancak bu yazınızı eleştirmeyeceğim manasına gelmez.1- yazı gereğinden uzun olmuş.zamanı olmayan biri okumaktan kaçınabilir.özetlenebilirdi.2-yazım hataları ve yanlış kullanılan kelimeler var;''ölü ceset'',kanıtsamak[=kanıksamak olmalı]'',''ağrıyan diş'' vs.3-yazının sonunda adı geçen şahısların depremden sonraki durumları reality showların finali gibi olmuş.4-yazının ana fikri de tartışılabilir;depremde ölenlerin,yaralananların sanki iyilik yapmadıkları için bu sonuçla karşılaşmışlar gibi sonuca götürebilir ki bu sonuç depremde zarar gören insanlarımızı üzebilir.sonuç olarak:deprem olgusunu yeniden hatırlatması açısından gerekli bir yazı.zira biz millet olarak pek unutkanız.''tarih tekerrürden ibarettir derler,ders alınsaydı tekerrür edermiydi hiç'' hayırlı günler.

Ersin Arıoğlu

- 19 Temmuz 2004 Pazartesi  17:28

İnanılmaz derecede etkilendim, çünkü hayat felsefem bu anlayışa dayanıyor. Benimle öyküyü paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Gözyaşlarımı tutamadım. ''Herkesin iyi niyetleri yollarına ışık olsun''

Ersin Arıoğlu

- 19 Temmuz 2004 Pazartesi  17:37

İnanılmaz derecede etkilendim, çünkü hayat felsefem bu anlayışa dayanıyor. Benimle öyküyü paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Gözyaşlarımı tutamadım. '' Herkesin iyi niyetleri yollarına ışık olsun''

Ersin ŞAHİN

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  14:44

Bu ve bunun gibi olayları herkes anlayamaz.ben bu yazıyı bugün yani 16.06.2004 günü okudum.Adapazarı ve düzce depremlerini üstünden yaklaşık 5 yıl geçti.Olan kime oldu orada evi yıkılana,ailesini arkadaşlarını,akrabalarını kaybedenlere oldu.Bizler bu felaketi sadece konuşulduğunda hatırlıyoruz.İki tane eski söz geldi aklıma.Birincisi 'Ateş düştüğü yeri yakar' diğeri ise 'Her işte bir hayır vardır'.

Esen Sirel

- 18 Haziran 2004 Cuma  12:59

Aslında yapılabilecek hiçbir yorum yok, insanın içini hem hüzünle dolduran hem de inançla doldurduğu için ısıtan bir hikaye. Ama o kadar güzel ki iki satır yazayım istedim. İyilik dolu günler diliyorum.

Eylem Altıok

- 20 Ağustos 2007 Pazartesi  13:04

Ne acıdır ki, İnsan olmanın gerekleri hızla unutuluyor. Her zaman aynı bahane: 'Hayat zor'Evet yaşam koşulları gerçekten çok zor ve insanlar ciddi bir mücadele içinde. Fakat değerlerden vazgeçildiği zaman ne insan olmanın ne da mücadele etmenin anlamı kalmamış demektir. 'İyi insan olmak' meziyet haline geldi. İyiliğin gerekleri tarşılabilir. Ancak dünyanın her yerinde aynı olan genel geçer insani değerler vardı. Bunlar tartışılamaz. Yazık ki güzelliklerin ve 'insan'sıfatının içi öylesine boşaltıldı ki, insanlık; bencilliğe,öfkeye,nefrete yenik düştü.

eyüp erbağcı

- 28 Eylül 2007 Cuma  19:18

ewet yazınızı okudum.. hem duygulandım..hem hayale daldım... güzeldi...

F.Çiğdem Çelik

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  13:17

Bu yazınız bana şu anda vizyonda olan 'spirited away' filmini hatırlattı.Eminim seversiniz.Bence iyilik sevginin ürünü.Kendini seven insan başkalarını seviyor ve iyilik düşünüyor ve yapıyor.Bu da ona en nihayette geri dönüyor.Tanrı kimseyi sevgisiz bırakmasın.

fahri şeremet

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  19:43

Karanlık ve uzun bir yol,sonu belli olmayan,hiç bir tarafı görülmeyen ve sizin elinizdeki tek ışık sadece iyi niyetiniz.Bu yazınıza verilecek en güzel yorum Sn.Halil DOĞAN'ın ifadesinde saklı.Dediğiniz gibi iyi insanlar ve iyiliklere hasret kalınan bugünlerde Tanrı herkesi kötülerden ve onların kötülüklerinde korusun.Unutulmaması gereken bence bugünün yarını yok,ne yaşananların ne de yaşatılanların.Bunedenle yarınlara umutla başlamak güzel anları paylaşmayı,yaşamayı istiyorsa bir insan karşısındakilerede hep aynı duyguyu yaşatmalı.Saygılarımla Fahri Şeremet

faruk ugurlu

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  10:29

guzel bir yazGüzel bir yazı.İyilik etmek insan olmanın geregi.İyilik yapana yüce Allahın da yardımcı olduguna bende inanıyorum.Ayrıca iyilik etmek bizim gibi az gelismis ve yoksulların bol oldugu ulkelerde daha da anlamlı.

fatih erdemir

- 19 Ağustos 2007 Pazar  16:02

Allah böyle bir acı göstermesin bir daha Türk milletine...

fatih yapılcan

- 21 Ağustos 2007 Salı  14:00

şansın ne zaman nerede kapıyı çalacağı belli olmuyor. Ayrıca hayatta koşullar ne olursa olsun insanlara şans vermek gerekir.Olaylara ve kişilere karşı da iyi niyeti muhafaza etmekte fayda var.iyi çalışmalar...

Fatma Gezer-Güneş Sigorta Acentesi

- 28 Haziran 2004 Pazartesi  09:01

Yaşananları okuyunca tüylerim diken diken oldu. Orada neler yaşandıysa, yaşayan insanlarda ne gibi yaralar açıldıysa bunu biz yaşamayanlar asla anlamayız sanırım. Ben Ankarada olmama rağmen o geceden sonra haftalarca uyku uyumamıştım bu olayı yaşayanlar ne yaptı düşünemiyorum bile. Bu tarz çok olay duydum. Deprem günü acil bir biçimde İzmite giden veya İzmitten şehir dışına çıkan. Bir şekilde yönlendirilmiş insanlar, ya ölüme yada yaşama. Yinede iyiliğin kazanmış olmasına çok sevindim. farkında olmadan kimbilir kaç kişiyi kurtarıp kaç kişinin de ölümünde neden oluyoruz. Benim aklıma şu anda yardıma muhtaç binlerce insanın olduğu ve belki bizim sayemizde hayata dönebileceği yada yaşamını kaybedeceği geldi. Her anı dolu dolu yaşamak lazım saniyelerin dahi çok önemi var. Bizse [En azından ben] yaşam telaşına kapılmış gidiyoruz nasıl daha çok para kazanırım nasıl kariyer yaparım diye. İlginç olanı hayatın ne kadar kısa ve belirsiz olduğunu hatırlatacak olaylar yaşayıp farkına vardığımızda dahi hiçbirşey yapmıyoruz. O anda kalıyor. O üzücü olayı yaşayan herkese sabır diliyorum. Eminimki unutulmuş gibi gözükse bile onların içinde sürekli kanayan bir yara var. Bizim içimizde de tabi. İyi çalışmalar diliyorum. Kendinize ve hayata iyi bakın ki iyilikler sizinle olsun.Fatma Gezer

filiz

- 24 Ağustos 2007 Cuma  15:30

o gece bende bir deprem zede olarak;Allah birdaha böyle birsey yasatması ve herkesi kötülüklerden korusun.

FİLİZ ARGUN

- 17 Haziran 2004 Perşembe  15:11

Sayın Şenver, Yazınızı okurken orada acı çeken insanların üzüntüsüne sadece uzaktan bakmış olmamızdan, yapılan yardımların yetersizliğinden ve aynı felaketi yeniden yaşamamız halinde yine birilerinin acı çekecek olmasından dolayı kendimi kötü hissettim. Aynı felaketin başka ülkelerde çok az kayıpla veya sıfır kayıpla yaşanmış olması, bu deprem sırasında yaşanan ölümlerde suçlunun doğa değil, binaları inşa eden insanımız olduğu acı gerçeğini bizlere bir kez daha hatırlatıyor. Menfaatlerin, insan hayatı ve sağlığından daha önemli olmadığı bir Türkiye'de yaşayabilmek dileklerimle.Saygılar,

FİLİZ ŞİMŞEK

- 23 Ağustos 2007 Perşembe  16:18

bu hikayeyi bizimle paylaştığınız için teşekkürler bende depremde kocaelinin körfez ilçesindeydim bunun gibi bir sürü hikaye dinledim o gün bugündür kadere daha çok inanırım hiç birimiz yarına çıkacağımızı bilmiyoruz mal,mülk, para hikaye bencede önce insan insanları seveceksiniz, ne kadar iyilik yaparsanız o kadar iyilik görüyorsunuz allah mutlaka bir yerden sizi izliyor vakıfbank çalışanı olarakta seminerlerinizden sizi tanıyorum çalışmalarınızda başarılar diliyorum sağlıcakla kalın...

gamze diler

- 30 Haziran 2004 Çarşamba  13:32

hayatın sırlarla dolu olduğuna inmmışımdır.Hayat her zaman bir daire çizecektir.Hiç bir şey açıkta kalmaz. Bazen bu yaşamımızda, bazen bizden devam eden nesillerimizde, halka her zaman kapanacaktır.İyilikler, güzellikler iyilikle, kötülükler mutsuzlukla... Yada belki böyle olmasını çok istediğimiz için...

Goker Pehlivanoğlu

- 15 Haziran 2004 Salı  18:48

iyilik yap iyilik bul atasozu bence buraya cok uyuyor insan, icindeki iyiligi hicbir zaman kaybetmemeli.....

Göktay Öncel

- 15 Haziran 2004 Salı  19:41

Halil Bey 'in hikayesi gercekten de ilginc ve 'iyiligin mucizesi' baslıklı bir yazıya da cok uygun. Ancak dogrusu, bu tarz hikayelerde ve ozellikle ders cıkartılan son bolumlerinde beni rahatsız eden birseyler var. Bence iyiligin kazandıracagı faydalardan bahsetmek cok dogru bir davranıs degil. iyiligin guzelligini pragmatist insanlara anlatmak icin uygun bir yol gibi gorunse de bence bu tavır bir zaman sonra iyiligi de fayda-zarar analizinin konusu yapar ki bu bence pek iyi olmaz. Yanlıs anlasılmasın, bu tarz hikayeleri veya yazınızı zararlı gormuyorum ama takdir edersiniz ki iyilik yalnızca iyilik olarak kalırsa, yani 'iyilik yapın karsılıgını gorursunuz' mantıgının otesine gecebilirsek dunya daha iyi bir hale gelebilir. Yazınız bana bir baska hikayeyi hatırlattı. Olayı yasayan ve bana aktaran kesinlikle guvenilir biri ve inanın herhangi bir abartı ihtimali cok cok dusuk ve hatta bana gore sıfır. Arkadasım Bogazici Universitesinde okuyor ve iki hafta kadar once, sizin de muhtemelen tanıdıgınız unlu bir 'sivil toplumcu,' duyarlılık sahibi insan Ibrahim Betil bir derslerine misafir konusmacı olarak geliyor. Bana cok acı ve sinir bozucu gelen seyler soyluyor Ibrahim Bey. Konusmasında kısaca toplumsal duyarlılıgın gunumuzde cok 'talep edilen,' 'alıcısı bol' bir arguman oldugunu, gelecegin yoneticilerinin bu 'trend'i iyi kullanmaları gerektigini, duyarlılıgın 'pazalanmasının' onemini, aynı kalitede ve fiyatta iki malın biri ornegin TEMA'ya katkı yaptıgını acıklıyorsa o mala olan 'talebin' nasıl da cok artacagını soyluyor. Kendileri daha cok 'faydalı' vecizeler sıralamıs ama bu kadarı da herseyi anlatmaya yetmiyor mu? Piyasa terimleriyle bir urun gibi alınan, satılan, pazarlanan bir duyarlılık olabilir mi? Hersey gibi duyarlılık da mı metalasıyor? O kale de mi dustu yani? Pardon Bulent Bey, sizin yazınızı Ibrahim Beyin anlattıklarıyla aynı kefeye tabi ki koymuyorum. Sizin gercekten de iyilik uzerinde iyi niyetle durdugunuzu dusunuyorum. Benimki daha cok icini dokme istegi idi belki de. Tesekkur ederim.

Gözde Ceran

- 19 Haziran 2004 Cumartesi  15:33

Gerçekten duygusallıkla okuduğum bir yazıydı ve son zamanlarda karşılaştığım en ilginç bir gerçek kesit hikayesiydi.Hayat süprizlerle dolu, ne zaman ne olacağımız açıkçası belli değil.Bir yazı 'iyilik yap iyilik bul' atasözüyle bu kadar bağdaşabilir. Nerden nereye...Halil Bey'in yaptığı davranış beni çok etkiledi ve yaptığı bu güzel davranış onu nerden nereye getirdi. Gerçekten bir mucize olmuş, aynen iyiliğin mucizesi! Ayrıca ben her iyiliğin bir karşılığı olması gerktiğine inanmıyorum. Sonuçta bu yazıdaki olayda bir tesadüf. Ama eğer bunun gibi iyilikler yapıp insanların zor zamanlarında yanında olup, kurtarıcıları olursak daha nice bunu gibi 'iyiliğin mucizesi'' yazılarına tanık oluruz. Hocam ,bu yazıyı hazırlayıp yaşantımızda insanlık adına yapılması gereken bazı önemli şeyleri hatırlattığınız için size çok teşekkür ederim.

Gözde Ceran

- 19 Haziran 2004 Cumartesi  15:43

Gerçekten duygusallıkla okuduğum bir yazıydı ve son zamanlarda karşılaştığım en ilginç bir gerçek kesit hikayesiydi.Hayat süprizlerle dolu, ne zaman ne olacağımız açıkçası belli değil.Bir yazı 'iyilik yap iyilik bul' atasözüyle bu kadar bağdaşabilir. Nerden nereye...Halil Bey'in yaptığı davranış beni çok etkiledi ve yaptığı bu güzel davranış onu nerden nereye getirdi. Gerçekten bir mucize olmuş, aynen iyiliğin mucizesi! Ayrıca ben her iyiliğin bir karşılığı olması gerktiğine inanmıyorum. Sonuçta bu yazıdaki olayda bir tesadüf. Ama eğer bunun gibi iyilikler yapıp insanların zor zamanlarında yanında olup, kurtarıcıları olursak daha nice bunu gibi 'iyiliğin mucizesi'' yazılarına tanık oluruz. Keşke Halil Bey gibi duyarlı ve ince düşünceli insanlar çevremizde daha çok olsa. Hocam ,bu yazıyı hazırlayıp yaşantımızda insanlık adına yapılması gereken bazı önemli değerleri hatırlattığınız için size çok teşekkür ederim.

Gürbüz Arıburnu

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  15:58

Son cümleniz TANRI HEPİMİZİ KÖTÜLÜKLERDEN KORUSUN 'iyi insan için Tanrıyı taşaron tutulamayınız.' Sigorta reklamlarınız için, iyi insan olmayayı kullanmayınız.İnsan Sevgi ve Saygılarımla

Gürkan BODUR

- 17 Ağustos 2007 Cuma  15:29

Selamlar Bülent Bey.17 Ağustos büyük Marmara Depremi....... Yazınızın her satırında sanki o anı tekrar yaşadım. Büyük afette hayatını yitiren tüm vatandaşlarımıza allah rahmet dilerim. Bende o dönemde Askerlik vazifesi nedeniyle Eskişehirde bulunuyordum. O sebeple orada yaşayan insanların çektikleri acılar az da olsa anlayabiliyorum ve fırsat bulduğum ilk anda onlara yardıma koştum. Elimden gelen ne varsa yapmaya çalıştım. Ülkemizin bu kadar kötü bir anı yaşadığında tüm yardımseverlerin birbirlerine yardım etmesi hepimizin yararına olacaktır. Allah bir daha böyle bir acı ülkemize yaşatmasın.Saygılar Sunuyorum.

Güven Borça

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  19:17

Çok çarpıcı ve doğru dersleri olan bir öykü. Okurken çok etkilendim. Anlatımınız da akıcı. İlla ki teknik bir eleştiri yapmam gerekirse girizgahtaki detaylara gerek olmadığını söyleyebiirim. Öykü çok çarpıcı ve yeterince uzun. Bir yazı da 'insanlara değer vermek' üzerine yazar mısınız. Yıllar önce beni 'önemseyip' adıma sizin imzanızla Kredi Tahsis Belgeleri göndermiştiniz. Bu belgelerle iki kez Pamukbank'tan kredi kullandım. Sonrasında Pamukbank hep ana bankam oldu. Yıllardır seminerlerimde bir banka nasıl 'katma değer' veya 'price premium' yaratabilir konusunda bunu örnek veririm. Çünkü Pamukbank kredisi daha pahalı olsa da bana değer verildiği için ve krediyi kolay alacağımı bildiğim için hep oraya gittim.Saygılarımla,Güven Borça

Halil Divitlioğlu

- 17 Haziran 2004 Perşembe  19:40

Tabiat olaylarına karşı alabileceğimiz bir çok bilimsel önlemler var. Depremler konusunda deprembilimcilerin usanmadan söyledikleri dikkate alınmadığı ve çarpık yapılaşma devam ettiği müddetce bu tip olumlu ya da olumsuz anılarımız olmaya devam edecektir. Bu konuda duyarlı olanlara önerebileceğim önemli bir web sitesi var.' www.uyaneyulusum.net ' Eğitimli duyarlı ve iyi birer yurttaş olmaya gayret etmeliyiz. Yapılan İyilikler asla karşılıksız kalmaz.

halil doğan

- 01 Ekim 2004 Cuma  14:01

bütün yorumcuları ve bülent beye teşekürediyorum ve bütün iyilik sevenlere saygılarımla HALİL DOĞAN

hami aydın

- 17 Ağustos 2007 Cuma  15:45

sayın hocam, çok etkileyici bir söyleşi; kaleminiz ve günün anlamını bir kez daha anımsattığınız için teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum

harun şahin

- 18 Ağustos 2007 Cumartesi  10:58

ilk olarak Allah böyle acılar yaşatmasın demek istiyorum. ben depremden bir sene sonra üniversite de okumak üzere bolu düzceye gitmiştim. görüntüler gerçekten içler acısı yıkıntıların içinde emanet binalarda öğrenim görüyorduk. çok zor günler.Allah depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımızın şimdi oldukları yerde mutlu etsin.geride kalanlara sabır versin. Bugünleri hiç unutmadan yaşamalıyız...

Hasan BELEK

- 06 Ekim 2007 Cumartesi  22:40

Merhaba,Öncelikle paylaşımınız için sizi kutlarım.İyilik yapanın iyilik,kötülük yapanın kötülük bulacağı bu Allah sisteminde,hiç bir şey kötülük yapanın yanına kar kalmaz.Karşılığını mutlaka ölmeden muhakkak alır.Aslında ölüm de beden değiştirmek olduğundan,sonsuz yaşamda insana yaptığı iyiliklerin faydası olacağını düşünmeliyiz ve ona göre davranmalıyız.Selam ve sevgilerimle...

Hilal Turgay Aydın

- 06 Aralık 2004 Pazartesi  13:43

Günümün akışını değiştirdi bu yazı ve kafamdaki tüm düşünceler darmadağın oldu... ama kaderlerimize koştuğumuzu biliyorum. aktardığınız için teşekkürler...

Hüseyin Çağlar

- 17 Ağustos 2007 Cuma  16:11

Bülent Bey,Bu yazı ile 99 depremini bize tekrar hatırlattığınız ve sevdiklerimizle birlikte yaşadığımız anların kıymetini daha iyi bilmemize yardımcı olduğunuz için size çok teşekkür ederim.Saygılarımla,H.Çağlar

Ilker Anadol

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  23:07

Halil Dogan´in musterisi Ahmet Beye gösterdigi cömertligi, ben herhalde göstermezdim. Öykuyu okurken gözlerim yaslandi. Cevresine iyilik edenler, uzun surede iyilik göruyorlar genellikle. Buna bir de, iyi olmanin insanin kendisine verdigi ic huzuru eklemeli.

ısabella

- 23 Haziran 2004 Çarşamba  16:24

gözlerim doldu okurken inanın...ama bu tarz olaylar çok fazla oldu..belki de hepimizin başına geldi....bu sadece bi tanesiiive ben de bunun canlı bi şahidi olarak iyilik yapan mutlaka iyilik bulur....o anda farkedilmese de ufak da olsa mutlaka karşılığını alır .....

ibrahim dahi özkan

- 17 Ağustos 2007 Cuma  21:13

Olanlardan ders almayı bilmiyoruz maalesef...Prof.Necati Görür 'İstanbul'da eğer bu hızla gidilirse hastaneler 190 yılda okullar 31 yılda güçlendirilir' diyor.Durumun vahameti ortada.

İbrahim TAN

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  13:31

SN.Şenver,ben bir Adapazarlı olarak anlattıklarınızı ağlayarak okudum.Çünkü o depremde İş Bankası müdürü olan Rahmetli amcam,Bülent TAN ve yeğenlerim Kemal ile Nihan o depremde hayatlarını kaybetmişler sadece yengem kurtulmuştu.Ben Antalya'da çalışıyor olduğumdan haberlerden olayı duydum.Telefonlarla ulaşmaya çalışarak haber almaya çalışıyordum.Malesef acı haberi geçte olsa aldım.O anki duygularımı yazıya dökmemin mümkünatı yok.Ben yaklaşık 9 senedir memleketime gitmedim.Deprem sonrasındada babam özellikle gelmememi tembihledi ve ben hala Adapazarını bıraktığım gibi zannediyorum.Bir söz vardır '' Özlemek,gidipte aradığını bulamamaktan daha iyidir.''diye sanki bu söz benim için söylenmiş gibi.Bu yazıyı okuduktan sonra,bu yazının konusuyla ilgili benimde söylemek istediğim,yaşanmış ilginç gerçek bir hikayem var.18.Ağustaos günü saat 13.00 ailem annem,babam ve kız kardeşim Sapanca'da ne yapsak diye düşünmüşler, Adapazarı'namı yoksa eve İstanbul'a mı dönelim diye karar verememişler.Babam üzerinde fazla para olmadığından Adapazarına gidersem çocuklara boş gitmemek gerekir diye İstanbul'a dönmeye karar vermiş.İyilik yapamayacağı,çocukları sevindiremeyeceği için almış olduğu karar ailemin hayatını kurtarmıştı.Kısaca ''İyiliğin mucizesi'' iyiliği yapmasanda,içinde varolan iyi niyet bile insana mucizeler yaşatabiliyor. Sizlerinde belirtiği gibi; ''İnsan iyi yolda gitmek isterse, niyeti ona ışık olur.'' [oluyor/oldu.]Saygılarımla.

ismail Mert

- 05 Temmuz 2004 Pazartesi  12:03

Bulent Bey,Oncelıkle Dacka'lı bır kardesınız olarak ['89 DAcka] bu sıteden benı de haberdar ettıgınız ıcın tesekkurler. Inanılmaz bır hıkaye, dogruluk keske her zaman bu kadar getırısını ıvedı gosterse, cogu kez cok gec gelıyor mukafatı ama ben de ıyılıgın karsılıksız kalmadıgına ınananlardanım.Kendınıze ıyı bakın, saygılarımla

Jale Seçkiner

- 10 Kasım 2004 Çarşamba  16:20

Merhaba Dayicigim Yazilarimiz dan deprem ile olani once okudum ve cok etkilendim.Insan nerde , ne zaman , ne ile karsilacaginiz bilmiyor. Bizim islerde yogun su anda yil kapanis islemleri ile ugrasiyoruz.Sonra denetime gelecekler . Arada firsat oldum da size yaziyorum. Nasilsiniz. Hulya abla' ya selam soyleyin. Kendiniz iyi bakin SevgilerJale Seçkiner

jeeny

- 11 Kasım 2010 Perşembe  05:27

Get PowerPoint to DVD converter, ipad converter to convert dvd to 3gp, PowerPoint presenation to DVD and swf to video with high quality

kahraman türel

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  18:12

'iyilik etmek'; ne sihirli bir kelime... ama başka bir şeyin adına veya rızasına veya karşılığını umarak iyilik etmek... bir nevi beşeri bir pazarlık olmuyor mu? ben küçük bir anımı yazayım bari.işlerimi bitirmiş arabamla Kuşadasından Selçuk'a doğru yola çıkmıştım. Temmuz ayı, nerdeyse asfaltta et pişecek, bırakın yumurtayı. Baktım yolun sağında, belli ki emekliliği yaklaşmış bir posta müvezzi arabalara umutsuzca el ederken, öbür elindeki mendiliyle pişmekte olan kafasını siliyordu. Derhal durdum ve şefkatle arabama buyur ettim. Can havliyle kendini arabaya attı. Bir 'oh' çektikten sonra bana bakarak, 'Allah razı olsun evladım,' dedi. 'Bak amca,' dedim. 'Ben seni insan olduğun, yaşamakta olan bir canlı olarak zor durumda olduğun için arabaya aldım. İyilik etmek veya birilerinin veya bir şeylerin benden hoşnut olup da daha sonra bunu benim lehime kullanmasını umut ettğim için değil.'Adam bana baktı ve, 'Oğlum, ne güzel söyledin,' dedi. 'ama ne olursun benim şu yaşlı kafamı karıştırma. Ben hiç böyle düşünmemiştim.'ikimiz de birbirimize baktık ve sevgiyle gülümsedik. sevgi ama salt sevgi her güzelliğin anasıdır, ve hep doğurduğu şey, iyiliktir.sevgilerkahraman

kaya kazmirci

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  11:01

'Otelin retoranına indim', 'gün içmde bir', ' Eşim hadi gönelim' ve ' Depre m günü başından' yerine 'Otelin restoranına indim', 'gün içimde bir ' 'Eşim hadi dönelim ' ve 'Deprem günü başından' demek istediğinizi düşünüyorum. Bunların dışında hikayenizi okurken gözlerim doldu. Teşekkürler,Kaya

Kemal ispirgil

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  12:20

inanın belkide yorum yapılabilecek en zor konu. Günümüzde insanlık artık bitiyor gibi herkes menfaat peşinde ve kendi çıkarlarını düşünüyor , fakat bu yazıda iyiliğin ve insanlığın karşılıksız kalmadığını görüyoruz .Ve inanıyorumki böyle insanlar herzaman işinde ve sosyal hayatında başarılı olucaktırlar

Kemal Teksöz

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  11:48

Bülent Abi,İster inan, ister inanma türü bir olay. Ama olabiliyor. her zaman beterin beteri olabileceğini bilmek ve elimizden geldiği kadar hem kendimize hem de diğer insan ve canlılara yardımcı olmakta fayda var diye düşünüyorum. Karşılık beklemeden yapılabilirse daha da anlamlı olur.Saygılar,Kemal 76'

kerimkulakoğlu

- 25 Kasım 2004 Perşembe  03:23

sizindr belirttiğiniz gibi yaptıgınız iyiliğin karşılığını bir gün mutlaka alıyorsunuz,zaten aksi düşünülemez çünkü ilahi adalete aykırı olur ki onun şaşması mümkün değil.evet o depremde iyilik yapan yüzlerce insan kaldı,şart değilki bu dünyada almak iyiliğn karşılığını,ahiret yokmuki,ben şahsen eğer varsa bir iyiliğim karşılığını öbür dünyada isterim çünkü bu dünyadaki mal mülk han hamam herşey yalan tek gerçek cennet ve cehennem.allahn hepimizi cehennem azabından korusun.

kıymet tunca çalıyurt

- 05 Temmuz 2004 Pazartesi  19:57

sayın hocam her insan gibi böyle mucizevi bir olaydan etkilenmemek mumkun degil. ben sahsen deprem bolgesinde bulunmadım ancak kurucusu oldugum Turk Universiteli Kadınlar Dernegi Edirne Subesi olarak halktan topladıgımız ilac ve esyaları bolgeye en kısa zamanda ulastırmaya calıstık. Arama Kurtarma Baskanlıgı yapan Hava Pilot Binbası abimden aldıgımız bilgi dogrultusunda bize gonderilen tek basına kalan cocukları yazlıklarda ve evlerde agırlayarak ailelerine ulasılana kadar veya ailelerinin izniyle psikolojik durumları duzelene kadar agırladık. İyilik yapmanın tabii ki sonu yok. Türkiye gibi devlet elinin her yere ulasamadıgı ve egitimin dusuk oldugu ulkelerde 'yardım'ın Türkiye'nin gelişimi açısından çok onemli olduguna inanıyorum. Ancak 'yardım'ında bir standardı olmalıdır. Yardım eden insanların suistimal edilmemesi için son zamanlarda geliştirilen Accountability AAA 1000 bu gelişimin en güzel örneklerinden biri...NGO'lara mali denetim getiriyor ve Türk NGO'ları da yavaş yavaş bu standardı uygulamalı...Ben şahsen kurucusu olduğum TUKD Edirne Şubesi'nin bir şirket gibi yönetiyorum. Şu anda 7 üniversiteli kız öğrenciye ayda 50 milyon TL lik burs veriyoruz. Ayrıca Edirne'nin en fakir mahallelerinde yaşayan çocuklar için Toplum Merkezi'nde kütüphane oluşturduk. Toplum Gönüllüsü üniversite öğrencileri ile beraber ders vermeye gidiyoruz. Bölgede yaşayan kadınların yapmış olduğu Edirne misk sabunlarını toplu halde satın alarak 'sabun üretiminin' devamını sağlıyoruz. 200 çocuğu maddi olarak tüm masrafını karşılayarak 'Yılbaşı Balosu' 'Uçurtma Festivali' gibi etkinliklerle üniversite içinde ağırlıyoruz. Aynı etkinliklerde kermes yapıp para kazanıp sonra burs olarak veriyoruz. Burslarımız dışında sene içinde burs imkanından yararlanamayan ama harcını, yurt parasını veremeyen 2 kız öğrencinin tüm masraflarını karşıladık ve hatta Sanat Tarihinde çok zor şartlarla okuyan bir öğrencimizi sürekli derneğimize destek olan Edirne Valisi Sayın Fahri Yücel' e bildirerek işe alınmasını sağladık. Şu anda Edirne Sarayı'nın kazı çalışmasında çalışıyor...Ve daha bugun kolu sakat olan ancak ailesi Antalya da olan ve babası iflas eden bir İşletme öğrencimizi doktorlarla görüşerek bedava amaliyet ettirdik. Hatta şu anda dernek üyeleri kendisine refakat ediyor...Cok yogun olan akademik yasamimiz icinde elimizden geldigi kadar kadın egitimine yardım etmeye calışıyoruz. Herşey çağdaş bir Türkiye için sonradan 'keşke' dememek için ...Saygılarımla...

Klara Kandiyoti

- 19 Ağustos 2006 Cumartesi  19:27

Egoizmin son yıllarda getirdiği ve insanların benimsediği tüm oşumsuzlukların muhasebesini yapmağa yardımcı olacak 'iyiliğin mucizesi yazısını' okuyan kişilerin iyiliğin ve müsbet davranışın getirebileceği nimetleri anlamalarını ve benimsemelerini diliyorum.

Kübra Demezoğlu

- 12 Haziran 2006 Pazartesi  01:40

bu yazıyı okurken insanın gözlerinin dolmamasının imkansız olduğunu düşünüyorum. böyle insanların varlığını hatırlamak gerçekten çok güzel. insanların yaptıklarının her zaman bir geri dönüşünün olacağını çok güzel bir mesajla anlatan bir yazı olmuş. bunun için size teşekkür ediyorum. insanlara nasıl güzel bir potansiyel taşıdıklarını zaman zaman bu şekillerde hatırlatmak gerektiğini düşünüyorum. insanın yaratılış gayesini hayatın yoğunluğu sonucunda unutulmasının korkunç bir gerçek olması her zaman bana acı vermiştir. bu gayeyi unutmayanlar çok yaşar inş. böyle insanlardan olmak ümidiyle. saygılarımla....

LALE ŞIVGIN

- 18 Haziran 2004 Cuma  09:59

Bülent bey,Yazınız insana bazı değerleri tekrar hatırlatıyor. Yardımlaşma ve insanlık .... Günümüzde özellikle büyükşehirlerde çok az rastlanan kavramlar bunlar... Ama hala iyi niyetli insanların varolduğunu ve iyiliklerinin karşılıksız kalmadığını bilmek mutluluk verici....

LEMAN AKANDERE

- 17 Ağustos 2007 Cuma  16:06

Bülent Bey,Yazınız beni çok etkiledi ve gözlerim yaşararak bitirdim.17 Ağustos sıradan bir gün olmamalı hiç bir zaman. 17 Ağustos 2000 tarihi o yıl yaşanıp bitmedi ve asla eskimedi. Her ne kadar İstanbul'da veya Türkiye'nin diğer şehirlerinde yaşasak da 17 Ağustosun acısını, depremden sonra aldığımız yada almamız gereken dersleri asla unutmamalıyız. İzmit'te yaşanan fakat tüm Türkiye'yi etkileyen bu acı günün yaraları ne kadar sarılmaya çalışıldıysa da yakınlarını kaybeden insanların her zaman bir yarıları eksik kalacaktır.Onların acısını yürekten paylaşıyor ve kaybettikleri eşleri çocukları ve yakınları için Allah'tan rahmet diliyorum

Macit METE

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  11:27

İnsanların çevrelerine daima olumlu, pozitif enerji vermeleri aynı cinste enerji almalarına neden olur. Yunus ve Mevlana felsefesini insanların hayatın her alanında uygulaması gerek. Maddiyatın aslında çokta önemli olmadığını aşağıdaki yazınız kanıtlıyor. Buna benzer binlerce örnek mevcutken insanlardaki bu para hırsını anlamak mümkün değil. Yaşamın her anından keyif almak ve canlılara zarar vermeden bir ahenk içinde yaşamak, doğayı bozmamak temel felsefemiz olmalıdır. Tüm bireylerin bu felsefe ile yetiştirilmesi ile ancak sağlıklı nesillere ulaşabiliriz. Saygılarımla.

Mehmet Aça

- 18 Haziran 2004 Cuma  09:41

İnsanlığımızı, iyiliği, yakın geçmişte yaşadığımız felaketleri unuttuğumuz, dayanışma ruhunu hepten kaybettiğimiz bugünlerde 'İyiliğin Mucizesi'ni okumak yeniden insan olmayı hatırlattı. Bizi insan yapan değerleri yeniden hatırlamamıza vesile olduğunuz için teşekkürler sayın Bülent Şenver.

MEHMET BATUMLU

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  11:59

'İyiliğin Mucizesi' başlıklı yazınızı bir solukta gözlerim dolarak okudum. Deprem sırasında benim de kardeşim gölcükte askerliğini yapmakta idi. Ben de deprem sabahı gölcüğe gitmek suretiyle yazınızda anlatılan manzaraya şahit oldum. Kardeşim kurtulmuştu. Ancak manzara feleketti ve herkes şaşkındı. Yazınız iyiliğin yaşanması ve yaşatılması gerektiğini, sonuç kadar hatta daha fazla sonuca giden yolun önemli olduğunu ve hepimizin de aslında bu yolun etken veya edilgen bir yolcusu olduğunu , önce insan gerçeğini hatırlattığını belirtir ,Saygılarımı Sunarım.

Mehmet Dağıstanlı

- 09 Eylül 2006 Cumartesi  12:10

Sayın Bülent Bey,Çocuklara yönelik hazırladığım kitapta,adınızı vermek suretiyle,'İyiliğin Mucizesi'adını verdiğiniz yaşanmış öyküye ,kitabımın temasına uyarlayarak,yer vermek istiyorum.Müsade eder misiniz? Mehmet Dağıstanlı Edebiyat Öğretmeni

mehmet yavuz

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  12:13

Buna benzer olayları dinliyor hatta bazen bizzat yaşıyoruz. İyiliklere mazhar olduğumuz gibi musibetlerle de karşı karşıya geliyoruz. Bunları etraflıca sorgularsak karşımıza çıkacak gerçek, ilahi adalet olacaktır. Saygılarımla,

mehli er

- 05 Nisan 2009 Pazar  10:37

slm ne yapıyon ben bişey yapmıyom seni kendime ekklemek istiyorum

MELTEM IŞIK

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  13:49

YAŞAM FELSEFEMİ OLDUKÇA İYİ ÖZETLEYEN ANLATIMI ETKİLEYİCİ BİR YAZI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM.

Metin ATAKAN

- 15 Haziran 2004 Salı  09:46

Sayın ŞENVER28 Mayıs akşamı konuşmanızın bir kısmına bende kulak misafiri oldum. İyi ki yanınıza daha önce gelip, bu sohbete engel olmamışım.Duygu yüklü; acı, hüzün ve insanlık sevgisi ile bütünleşmiş bir yaşam kesiti. Bu 'kesitin' de bir gün unutulmasını önlediniz.Teşekkürlerimi ve saygılarımı sunarım

Mevlüt Salih Ünlü

- 15 Haziran 2004 Salı  19:06

Değerli hocam, yazınızı büyük bir duygusallıkla okudum çünkü ben de Bilgi Üniversitesi'nde eğitime başladığım 1999 senesindeki o büyük depremi Adapazarın'da yaşamış insanlardan birisiyim. Sanki o güne geri döndüm ve şu an nefes alıyor olmanın bile kıymetini tekrar anlıyorum. Bu tür iyi ve anlamlı olayları duydukça, o azap dolu günlerin acısı az da olsa hafifliyor. Verdiğiniz örnek, işletmelerin sadece kârlarını arttırma çabası içinde olmaması gerektiğini çok güzel bir şekilde gözler önüne seriyor. Halil Bey'in davranışı maalesef günümüz Türkiye'sinde çok az kişide görülebiliyor. Benim de arzu ettiğim ve sosyal olarak refaha ulaşabileceğimiz davranış böyle olmalı. Aksi taktirde, çıkar ilişkilerine dayalı bir toplum meydana geliyor ve insanlar birbirlerinin kuyularını kazmaya başlıyor. Eğer Halil Bey, şu an Türkiye'deki ortalama bir iş adamı gibi davranmış olsaydı, şu an hayatta olamayacaktı ve birçok insana da yardımı dokunamayacaktı. Verdiğiniz örnekte Cebeci'den bahsediyorsunuz hocam. Bizim de Cebeci'de yazlığımız var ve size kötü bir örnek vermek istiyorum. Halil Bey bir çok kişiye yardım ederek yazlık evinde barındırmış. Maalesef, aynı yerleşim bölgesinde, insanlar depremden bir kaç hafta sonra akıl almaz eğlenceler düzenlediler ve bunların birçoğu da Halil Bey gibi işadamlarıydı. Ben beklerdim ki aktif olarak deprem bölgesinde yardım çalışmalarına katılsınlar veya en azından maddi olarak yardımda bulunsunlar. Maalesef gördüğüm kadarıyla bu tip insanlar çoğunluğu oluşturuyorlar ve biz de sizin anlattığınız gibi hayat hikayelerini istisnai olarak duyacağız ve gıpta etmeye devam edeceğiz..

Mollaoglu

- 17 Ağustos 2004 Salı  11:28

Yavuz Nuferl17-08- 1999Istanbul Enkaz Altinda baba bak!o görünen annemin elisenin aldığın yüzükten bellikardeşlerimi düşünmeonlar şu anda parktadır belkioyuncak helikopteralamamıştın ya hanialma artık istemembak! onlarca helikopterhem hepsi de sahicikıpırdat gözlerinikonuş benimle baba'elle gelen düğün bayram'derdin ya hepbu nasıl dügün,bu nasıl bayramneden yerde yatıyorteyzem, halam, dayım , amcam?ne olur bir şeyler söylekonuş benimlehadi benim aslan babam...istemezsen bu seneokula da gitmemeğer gidersemgeçen seneki idare eder,yeni önlük de istemembir kerecik 'oğlum' de yeter.bacaklarında kan varkırıldımı yoksa?!hemen alçıya alsınlarduyuyor musungeliyor ambulanslar...sen iyileşinceye kadarben su satar, simit satarsize bakarım;annemin çamaşır ipleriyine kopmuşsen üzülme ben takarım!..daha dün seninkocaman adamındım;berbere götürecektin hani,uzadığı için saçlarım...'Yavrum' de okşa saçlarımı,öp yanaklarımıbabacığım ne olursun!..hadi kalksen de bağır, sen de çağırher taraf yanıyor cayır cayır' Erkekler ağlamaz' dersinamaağlamak istiyorsan ağlavallahi kimseye söylemem babagözlerine toz dolmuşsilsene baba!baba!!!baba!.. baba!..yoksa baba!...BABAAAAAAAAAAAAAAA!!!!!Başka 17 Ağustoslar yaşamamak ve 17 Ağustos'tan ders alabilmek temennisi ile...!

mollaoğlu

- 30 Haziran 2004 Çarşamba  04:59

okudum yazınızı.. hiç beklemediğim bir konu.. mail listemdeki herkese de ileteceğim.. ne yazıktır ki hem olanları unuttuk, hem de olabilecekleri hiç aklımıza getirmiyoruz.. halbuki zaman kısalıyor ve herbirimiz ne Halil Bey kadar ne de Ahmet Bey kadar şanslı olabileceğiz.. umarım sayenizde birkaç kişinin daha olabileceklere dikkatini çekmeyi başarabiliriz..

murat

- 17 Ağustos 2007 Cuma  14:55

Halil Bey gibi şanslı ve sukur sahibi olmak dilegi ile...

Murat Can Yoluker

- 15 Haziran 2004 Salı  00:08

Toprağın altındakilerin toprağın üstündekilerden daha değerli olduğu günümüzde böyle insanların varlığını bilmek çok güzel . İnşallah bu insanların sayısı da bereketi de çoğalır...

Murat özbakay

- 23 Haziran 2004 Çarşamba  00:23

Mucizevi bir olay ALLAH bir kapıyı kaparsa diğerinide açıyor.Başından hadise geçen kişiyi çok iyi anlıyorum.çünkü KOCAELİ depremini sapancada yaşayan biri olarak.o korkunç geceyi ancak yaşayan bilir ALLAH bir daha ogünleri yaşatmasın.

MURAT YURDAGEL

- 07 Temmuz 2004 Çarşamba  19:44

Bu yazıyı ve yazıya eklenen yorumları okudum. Yazı ve yorumlara yeni bir yorum katmayı düşündüm, vazgeçtim.Bunu yerine başımdan geçen bir olayı, müsadenizle, sizinle paylaşmak istiyorum. 14 yaşındaydım, babamın almakta zorlandığı ama benim çocuksu isteklerimi kıramayıp aldığı bir bisikletim vardı. Bir akşam üzeri, hafta içi olduğu için yoldan o saatte fazla araba geçmediğini bilerek, gidiş gelişli yolda karşılıklı gelen arabaları hiç kontrol etmeden bisikletimle Kumburgaz'daki servis yoluna hızla girdim. Maalesef yolda o sırada araba olduğunu, hemde hızla gelen bir araba olduğunu fren ve korna sesi ile anlayabildim. Yolun hemen yanında bir çadır kampı vardı. Oradaki, bazıları tanıdığımız olan insanların daha sonra bana ve aileme anlattığına göre, çarpmanın gücü ile bisikletin üzerinden 2-3 mt yükselmiş ve 3-4 mt kadarda ileri fırlamışım. Asfalta düştüğümde baygın değildim, tam kafamın üstünde karşı yönden gelen diğer aracın tamponu duruyordu, çok şükürki fren yapıp durmayı başarabilmiş! Bana dakikalar kadar uzun gelen bir süre boyunca nefes almaya çalıştım, ama alamadım. Kamptan ve çevreden koşuşan insanlar su getirdi, beni tokatladı ama olmadı, kazanın etkisi ile şoka girmiştim. Bütün konuşmaları duyabiliyor ama nefes alamıyordum, korkunçtu.En sonunda biri kolonya alıp geleyim belki yardımı olur dedi ve getirdiği kolonyayla hayatımın en uzun nefeslerinden birini alabildim. Sağolsun araç sürücüsü beni hemen Silivri ilk yardıma götürdü, bu arada kamptaki tanıdıklar babamı arayıp bulmuş ve hastaneye getirmişler. Yolda üstüme başıma bakıyor ve şaşırıyordum, çünkü sadece gömleğimin dirsekleri ve pantalonumun dizleri gibi bölgeler değil pantalonumun diz arkası bile yırtıktı, üstümdekiler gerçek anlamda paramparça olmuştu. Biz hastaneye vardığımızda doktorlar hemen farklı açılardan vücudumun röntgenlerini çekti bu arada da sürücü ile yanında gelen kamptan bir tanıdığımız olayı doktorlara anlattılar. Doktorlar röntgen sonuçlarına baktı ve bir tanesi hiç unutmadığım şu sözleri söyledi “ kazanın ciddiyetini çocuğun üzerindeki giysilerden görebiliyorum, anlayamadığım çocuğun hiç bir yerinde tek bir kan izi yok, pedal çevirdiği bacağınada çarptığınızı söylüyorsunuz ama farklı açılardan röntgenler çektik, ayağında tek bir kırık yok, deri bile sıyrılmamış, ne diyebilirim Allah korumuş ailesine bağışlamış”. Tam bu sırada babam geldi, beni umduğunun aksine gayet iyi buldu, tek kaygım yaptığım aptalca hatayı kendisine nasıl açıklayacağımı bilemememdi. Doktorlar tedbir olarak göğüs kafesimi sardı, ağrı kesiciler verdi ve akşama kadar hastahanede bekletip bizi eve gönderdi ve ben o akşam dahi yatak istirahatine dayanamadım, sıkıldım, çünkü hiç bir ağrım sızım yoktu.Babam bana hastahanede beklerken tam kazanın olduğu sıralarda başından geçen minik olayı anlattı. Babam bakkala bir şeyler almak için girmiş, alışverişini yapıp çıkarken 5-6 yaşlarında bir kız çocuğu gelip şeker ve çikolata istemiş, bakkalda babandan para getir öyle veriyim demiş, çocuk bunun üzerine, sebebi herneyse, ağlayarak çıkmak için kapıya yönelmiş, bu sırada babam dur deyip çocuğa istediklerini vermiş, çocukta gülerek elinde hediyeleri koşup kapıdan çıkıp gitmiş. Babam arkadan bakkala parayı ödemiş, bugünün belki 3 belki 5 milyonu.Olayı anlattıktan sonra babam bana dediki “sen hep beni eleştirirsin, sokakta tanımadığım çocuklara bile şeker, çikolata dağıtıyorum, hediyeler veriyorum diye, inanıyorumki Allah o küçük kızın yüzünü güldürdüğüm için şimdi benim yüzümü güldürüyor. Sen sen ol iyilik yaparken sebep arama, sadece yap, gücün yettiğince. Yapılan iyilikler, güzel ve doğru işler bir gün mutlaka misliyle karşılık bulur, tıpkı yapılan yanlışların ve kötülüklerin karşılığını bulduğu gibi”.O gün bugündür bende babam gibi oldum, herkese kendimden birşeyler vermeye çalışıyorum, iyilik yapamasam bile en azından kötülük yapmamaya gayret ediyorum.Yazıya başlarken bu kadar uzayacağını düşünmemiştim, ama benim için her satırı gerekliydi, yazılmalıydı, lütfen mazur görün.Sevgilerimle Murat YURDAGEL

mustafa kemal erçelik

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  12:31

Çok etkileyici bir yazı. Kutlarım

Mustafa VERSAN

- 20 Haziran 2004 Pazar  00:06

Sayın Bülent bey, Yine çok önemli bir meseleyi, çok zekice bir anlatımla gündemimize getirmiş olmanızdan dolayı sizi kutluyor, size ve ailenize sağlıklı mutlu günler diliyorum.Yazınızda, bence alınması gereken çok sayıda dersten biraz daha öne çıkan iki mesele var.Birincisi, kim olursa olsun talep edilmişse ve yardım yapılacaksa karşılığının beklenmemesi,İkincisi ise maalesef Deprem konusunun gündemimizden tamamen çıkmış olması. Deprem konusuna yazımın sonunda biraz değineceğim ancak, öncelikle esas mesele için birşeyler yazayım. Gerçekten iyilik yapmanın [ karşılıksız ] kısa sürede mucizelerine tanık oluyoruz. Atalarımızın 'İYİLİK YAP DENİZE AT, BALIK BİLMEZ MALİK BİLİR' sözünde olduğu gibi Yüce Allah katında yapılan iyiliğin mutlak ödülü vardır ve en kısa sürede verilir..Bende 1994 yılında başımdan geçen bir hadiseyi anlatmak isterim.1991 yılında başlayan KÖRFEZ KRİZİ ile, bütün ülke olarak ekonomik sıkıntılar çekmiş ve her müteşebbis gibi benimde işlerim kötü gitmeye başlamıştı.Ana faaliyet konum olan İnşaat sektöründe satışlar durmuş, belli bir kalitede inşaa ettiğimiz konutları, şirketimin pozisyonunu koruyabilmek için maalesef kalitesizler fiyatına satma durumuna gelmiş ancak yinede müşteri bulamaz olmuştum.Sigorta, Gıda, Turizm ve Ticaret alanlarında faaliyet gösteren firmalarımı uzun uğraşlar ve çeşitli finans destekleri ile yaşatma mücadelesini kaybetmiş, İnşaat şirketim için ise, ilk göz ağrım olması münasebetiyle kaybetmemek direniyordum.Hazırda hangi mülküm varsa satarak 1994 [Tansu hanım hadisesine kadar ] yılına kadar dayanabildim.Birkaç parça hangi bedelle olursa olsun satamadığım gayrimenkulum, hiç çalışanı olmayan inşaat şirketim, küçükte olsa inşaat makina parkım ve malzemelerim kalmıştı vede tabii GURURUM. Hala yıkılmayıp ayakta olduğumu ispat etmek içinmidir bilmem, yakın arkadaşımın 4 katlı binası için benden rica ettiği yapı malzemelerimi [Çelik kalıplar vs.] herhangi bir bedel talep etmeden verdim.Aslında bir kuruşa bile ihtiyacım olduğu bu dönemde gurur yapmış olmamın beni her geçen gün felakete götürdüğü gerçeğini bir türlü göremiyordum.Evim yakacıkta, Kartal'a veya Kadıköy'e minübüsle dahi gidecek parası olmadan, çoğu zaman Yakacık'tan Kartal'a yürüyerek gidip gelen bir durumdaydım.Arkadaşımın binasını bitirmiş, malzemeleri arsasının uygun bir bölümüne istiflettirmiş ancak arkadaşımın babasının 'Bunları buradan kaldır, işimizi egelliyor' dediği içinde, malzemeleri nakledecek param olmadığı için kara kara düşünüyor ve bu durumada çok üzülüyordum.Günlerden birinde şu gerçekle karşılaştım.Soframızda yediğimiz yemek son yemeğimiz ve buzdolabımızda bomboştu.Kızımın, 'BABACIĞIM, BİLİYORMUSUN BU YEDİĞİMİZ SON YİYECEĞİMİZ, BİZ NE YAPACAĞIZ ?' diye sözleri hala kulaklarımdadır. O anki duygularımı ifade etmem mümkün değildir.Sadece 'Merak etme kızım, Biz kimseye kötülük yapmadık, Allah iyi insanlara daima mucizeler yaratır ]diyerek, evden çıktım. Yakacık'tan Kartal'a yürümüş, kızımın söylediklerini yorumlayarak vede yağmurda epeyce ıslanarak, planlamadığım halde arkadaşımın arsasındaki çelik kalıplarımın yanına gelmiştim. Malzemelere bakarak çeşitli düşüncelere daldığım sırada, yavaşlayan kamyondan atlayıp koşarak yanıma gelen çocuğun ' BU HURDALAR SATILIKMI ? ' sorusuyla sanki yeniden hayat bulmuştum.Neden düşünememiştim çelik kalıplarımı satabileceğimi..Aslında çelik kalıplarım hurda falanda değildiler, topu topu 2 inşaat bitirmiş arkadaşımın inşaatı ise üçüncü binasıydı ve boyaları dahi üzerindeydi.Evladım ne hurdası? Kamyonda konuşabileceğim bir büyüğün varmı? dedim.Çocuk babasına haber verdi, hurdaydı - değildi - şu kadara alırım - ucuzdu - pahalıydı tartışmasından sonra üç sefer yaparak malzemeleri depolarına götürdüler ve nakit olarak bedelini ödediler.Öncelikle MİGROS'a uğrayıp torbalar dolusu yiyecek alıp, taxi ile eve gelişimin süresi herhalde yaşamımdaki geçirdiğim en uzun süreydi.Evimdeki yaşanan sevgi selini anlatacak cümleler kuramıyorum.Ertesi gün paramızın alabileceği bir araba aldık ve hayata farklı bir başlangıç yapmıştık... Deprem kosunda ise;Yazınızla tekrar o günlere döndüm.Bende, İzmit ve civar ilçelerinde yaşayan bir çok akrabamı 17 Ağustos depreminde kaybettim. Maalesef İstanbul'da olması beklenen deprem için,yetkililerin ceset torbası ve kireç stoklamasından başka hiçbir önlem almamış olmalarını bilmek beni fazlasıyla üzmektedir. Saygılarımla, Mustafa VERSAN

N. Barış Doğan

- 18 Ağustos 2006 Cuma  01:07

Yazıyı okuduğum zaman çok etkilendim ve gözümün önüne Yalova' dan kareler gelmeye başladı. Bu yazıyla bir kere daha gördüm ki, Yalova, Adapazarı, Kocaeli, Gölcük... de yaşanan zor günler herkesin birbirine destek olmasını ve kenetlenmesini sağlıyor. Bu yazıyı okuyan herkesin etkilendiğini düşünüyorum fakat beni çok daha başka türlü etkilediğini söylemem gerekir. Çünkü ben de 17 Ağustos gecesini Yalova' da yaşayan bir Halil Doğan sayesinde, üç katlı, bahçeli bir evde yaklaşık otuz kadar depremzedeyle birlikte geçirdim. Halil Bey gibi insanların niyetlerinin yanında, bizim de şükran duygularımız onlara ışık oluyor. İyi ki varsınız...

nesligul wagner

- 17 Ağustos 2007 Cuma  16:15

Çok etkilendim, çok etkileyici bir anektot, gözlerim doldu, ve 8 sene önce Bostancı'daki evimde yaşadığım o sarsıntıyı hatırladım, bir dügün sonunda gece 2 gibi eve gelmiş, yorgun bir bicimde yatmış deliksiz uykuda depremi duymamış son birka. saniyesinde uyanmıştım. O bile çok korkutmuştu beni.Şimdi resimde gördüğüm ve yazınızda okuduğum gözümde canlanan manzara ile ürperdim yeniden. Sivil toplum olarak birşeyler yapmak lazım, örtgütlenmek şart.Ve özel sektörden destek almak lazım...biryerden başlamalıyız.

Neslihan Uygur

- 15 Haziran 2004 Salı  16:10

Bir söz vardır iyilik yapan iyilik bulur...Bu aslında herşeyi açıklıyor.İnsan karşılık beklemeksizin yaptığı her iyilik karşısında allah tarafından elbet bir gün mükafatlandırılır yeterki sabırlı olup hiç isyan etmesin,hep kötülerin kazanıcanı düşünmesin.İyilik yapın iyilik bulun...

Nihal N Muradoglu

- 30 Haziran 2004 Çarşamba  00:10

Size tesekkurler.Tanri kotulerden korusun ve iyilerin iyilikleri anlatim yazilim ve dagitim ile yayiip konnect etmesine imkan versin.USA da its miracle adli bir program var. Bir genc hanim sizin yazinizda oldugu gibi hakiki olaylari anlatiyor. Biz bu elimizdeki komputer i manupule edebiliyorsak ,infiniti nicin en buyuk komputor i kontrol edemesin veya dikkat etmedigimiz bilimci kurallar olmasin?Savas basladi USA ya doner donmez. O zamandir ilk defa comp a giriyorum. Cunku gelirgelmez Sietarinternational.com i viagra marketteerlrinin elinden kurtarmakla sikici bir calisma yaptim.Teshiste kalmayip care ve cozumde compationetly yaraticiklarini estetik beauty ve ethic ile kullananlar ,infinitive beauty estetic ve ethic yaraticiligina ve yaraticisina alet olup en dogru connectedness yakalamiyorlar mi? Yoksa nasil olsa fertulazer olma her organizmanin sonu. Insanlar secimleri ile fertulizer olmanin ustune cikabiliyorlar. Yaratilik agriculture,art, sience ve human development inda estetik ethic ile kulanilmasi ve transferable skil haline gelip personel ve social problem solving de ayni sartlarla kullanilabilinirse....ki kullanilir... dunyanin bu yaraticiligiga ihtiyaci var. Diger yaraticiliklar self serving olup microplari imnumization point levelindan cikarip plague haline getiriyor.Tabii ki iyilik iyilik getirir...simdi olmasa 100 years later as an acho ..ama getirir. Bazen de getirir ama biz farkina bile varmayiz cunku kinetik intelligent imiz hasssalasmamistir.Dogru yanlis i dusunup zor olani secip ,insanlari iyi kotu diye degil hem iyi hem kotu ama gelismede olarak gormekle baslamak lazim galiba.sevkat ve saygi ile tesekkurler.N N Muradoglu

Nilgün Özdemir

- 19 Haziran 2004 Cumartesi  17:09

Sayın Bülent Şenver,Kesinlikle katılıyorum,'Ne yaparsan elinle,O gelir seninle'ata sozu de konunun özüne cok uygun diye düşünüyorum.Ancak 24 yıllık iş hayatımda yaşadığım tecrübeler maalesef yapılan iyiliğin ya da etik davranışın karşılıgında hayat herzaman bu kadar kısa vadede net birsekilde,geri dönmuyor insana.Bu cok hassas bir çizgi ve çok dikkat etmek lazım diye düşünüyorum.Belki uzun vadede yine de yapılan iyilik bir şekilde donebilir ama kendimizi kullandırmamak gibi sorumlulugumuzun da oldugunu bilmemiz lazım..1980 Dacka mezunu kardeşiniz olarak Saygılar sunuyorum.

Nilgün Özdemir

- 19 Haziran 2004 Cumartesi  17:09

Sayın Bülent Şenver,Kesinlikle katılıyorum,'Ne yaparsan elinle,O gelir seninle'ata sozu de konunun özüne cok uygun diye düşünüyorum.Ancak 24 yıllık iş hayatımda yaşadığım tecrübeler maalesef yapılan iyiliğin ya da etik davranışın karşılıgında hayat herzaman bu kadar kısa vadede net birsekilde,geri dönmuyor insana.Bu cok hassas bir çizgi ve çok dikkat etmek lazım diye düşünüyorum.Belki uzun vadede yine de yapılan iyilik bir şekilde donebilir ama kendimizi kullandırmamak gibi sorumlulugumuzun da oldugunu bilmemiz lazım..1980 Dacka mezunu kardeşiniz olarak Saygılar sunuyorum.

Nur Aksu

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  19:15

Açıkçası ne yazacağımı bilemiyorum...Çok etkilendim ve bende gözyaşlarımı tutamadım...İnsana günün hatta anın neler getireceği bilinemiyor..buna iyiliğin karşılığı demekte ne derece doğru olur bilemiyorum...Sadece eğer inançlı biriyseniz, KADER in getirdikleri gözüyle bakabilirsiniz...tabiiki her zaman elinizden geldiğince insanlara iyilik yapmayı sürdürmelisiniz, bu insan olmanın onuruyla orantılı birşey bence ama iyiliklerin karşılığını herzaman alamayabiliyorsunuz...Kısacası hemen hergün hepimiz iyi yada kötü günün bize getireceklerine hazırlıklı olmalıyız... Nur Aksu

osman çelik

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  13:47

*Az sadaka çok belaları def eder* Hadis-i Şerif*İyilik yap denize at. Balık bilmezse Halik bilir* Atasözü*İnsan iyi yolda gitmek isterse, niyeti ona ışık olur. *

Ömer Faruk Demirhan (XIII. Dönem Bankacılık Okulu)

- 24 Ağustos 2006 Perşembe  14:55

Hocam çok etkileyici bir hikaye. Ben de okurken fena oldum. Allah Halil beyden razı olsun. Depremin üstünden yıllar geçti. Hafızamız çabuk kayboluyor. Ama aktardığınız anı bize yeniden çok önemli şeyleri hatırlattı. Kaleminize sağlık.

özlem balkan

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  10:39

Şenver , ışıkver olarak devam ediyor anladığım kadarıyla, Tüm bankanın gönderdiği görüşme formlarını ertesi güne kadar okuyup üzerine not düşüp gönderirdiniz. Biz de stajyer bankacılar hayretle bakardık. Bankacı iken 'çok çalışmıştınız' artık 'tutkulu çalışıyorsunuz'.İyi yolculuklar dileğimle,dilerim.

Pınar Bedirli

- 17 Haziran 2004 Perşembe  13:02

İster istemez gözlerim yaşardı.

Pinar Timer

- 23 Ağustos 2007 Perşembe  15:24

Tam bir insanlik hikayesi. Manevi degerlerin unutulmaya yuz tuttugu gunumuzde bu guzel yazi beni umutlandirdi.Paylastiginiz icin tesekkur ederim.

PROF.DR.AHMET ERCAN

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  18:47

BÜLENT BEY,ÇOK ÇOK ETKİLENDİM.SIKIŞIK BİR ZAMANIMDA BİR KIRPIKTA OKUDUM.YAŞAMDA İNSANLARIN HEP İNSANLAR İÇİN OLDUĞUNU DÜŞÜNMÜŞÜMDÜR.12 MİLYONLUK BİR İSTANBULDA BUNA BENZER ÖYKÜLER VE ANILAR OLUŞMAYI BEKLİYOR.BU OLUŞUMLARI ENGELLEMEK İÇİN TEK ÇÖZÜM ;SAĞLAM YERDE SAĞLAM YAPI. SAĞLICAKLA PROF.DR.AHMET ERCAN 16.06.2004

Rüstem Dikmen

- 17 Ağustos 2007 Cuma  14:45

Sn.Bülent Bey,Yazınızı okurken sanki o günleri tekrar yaşadım.O gece ben de bir ilahi kudret tarafından Adapazarı'na itilmiştim.O kıyameti ve sonrasını Allah bir daha yaşatmasın.Çok değerli insanlarımızı arkadaşlarımızı kaybettik.Hepsi nur içinde yatsın.Evlenir iken hiç ayrılmayacağız diye yemin eden dünya tatlısı arkadaşlarım Murat-Deniz Aydın 3 aylık bebekleri ile birlikte son nefeslerini birbirlerine sarılarak vermiş olduklarını mezara kadar ayıramadığımızı ve tam mezar başında kollarının yumuşaması ile yan yana gömüldüğünü gördüm.Nice iyiliğin mucizesine tanık olduysam da öyle iyilerin ilahi takdire boyun eğdiğini de gördüm.Saygılar,Rüstem Dikmen.

Salih HATİPOĞLU

- 25 Haziran 2004 Cuma  17:59

Halil bey çok güzel özetlemiş: ' yol ne kadar karanlık, yol ne kadar zor olursa olsun, insan doğru yolda gitmek istiyorsa, niyeti ona ışık olur'. Özellikle günümüz koşullarında doğru yolda, hiç bir yanlışa sapmadan devam etmek oldukça zor. Meşakkatlerle dolu. Ancak, bu yolu tercih edenler, ilahi huzura ulaşabilrlerken, menfaatleri gereği doğru yoldan sapanlar yanılgı içerisinde olduklarını er yada geç farketmektedirler.Her şey Allahı'ın taktirine bağlı ve doğru her zaman doğrudur. Bu anlatılanlar, 'İyilik yap iyilik bul' veya 'İyilik yap denize at....' türünden sözlerin ne kadar doğru olduğunuda bize birkez daha göstermiştir.

Samim Sivri

- 17 Haziran 2004 Perşembe  14:52

Bülent bey insan bazen tutuluyor ne yapmam gerektigini halen düsünüyporum.Tanrıya inanıyorsak iste örnegi budur diyesim geldi .İnsallah hepimiz bu sözün ne kadar dogru oldugu hakkında süphemiz kalmamıstır.Tanrı cümlemizi iyilik edenlerden safhına gecirsin.Tesekkürler.

sanat

- 24 Ağustos 2007 Cuma  21:09

bu olayı yazmak size ne kadar üzdü ise,banada okuması çok ağır geldi.bende adapazarında yaşıyorum.çok açılar yaşandı.depremde herkez kendi açısını,kendi gerçeğini yaşadı.şükür bu olayı en az zararla atlatanlar dan olduk.ama yaşanan üzüntülere dostlarımızın açılarına kayıtsız kalmak mümkün değil.bir yarımız hep hüzünlü.bence iyi olan davranışların karşısında yaşanan güzellikler mücize değil,sadece ve sadece yüce allahın bizlere iyi kullar olduğumuzu hatırlatan mesajları ile dolu olan hayatın gerçekleri.bu acıları bir daha yaşamamak dileği ile.saygılar

SAVAŞ DURAN

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  14:55

Bülent bey yorumumu şu anda yollamıyorum öncelikle Güneş Sigorta Acenteler toplantısında söz verdiğiniz sunumun mailini rica ediyorum.

Savaş Duran

- 18 Haziran 2004 Cuma  10:38

Benim abeyim ve ablam aileleri ile birlikte Adapazarında birlikte yaşıyorlar ailemizden çok şükür can kaybı olmadı bende ilk gün Adapazarı na gittim ve anlatılan acıları gördüm yaşadım ama bu olay bambaşka birşey ben şöyle düşünüyorum hani hep tartışırız kader den kaçılmaz diye bana göre kaderimizde belli olan çok acı şeyler olabilir ama yapılan iyilikler ve edlilen dualar bir insanı kötü kaderinin içinden böyle çıkarırır alır diye düşünüyorum.

Seda Halis

- 03 Temmuz 2004 Cumartesi  00:20

Bülentciğim,Göndermiş olduğun maili alıp okudum. His dolu bir anlatım. Bu hususta görüşlerimi soruyorsun. Sana bir cümle ile cevap vereceğim.Bizde yerleşmiş bir söz vardır. 'İYİLİK YAP DENİZE AT, BALIK BİLMEZSE HALİK BİLİR' derler. Sen yazının sonunda bunu çok güzel özetlemişsinSeda Halis

Selahattin Tablı

- 18 Haziran 2004 Cuma  13:27

Çok etkileyici,bu ilginç ve duygulu hikayeyi bizlerle paylaştığınız için ayrıca çok teşekkürler. Yaşamdaki herşeyin bir enerji transferi olduguna inanıyorıum.Bileşik kaplar misali her verilen şeyin kaynağında oluşan boşluk aynı türden başka birşeyle doldurulmaktadır. Yapılan bir iyiliğin hatta bir kötülüğün karşılıksız kalmayacağını belirten o kadar çok atasözü ve özdeyiş var ki saymakla bitmez. Karşılıksız yapabildiğimiz her iyiliğin mutlaka birgün bize dönecegine kesinlikle inanıyorum. Aynı şekilde yaptığımız kötülüğünde [özellikle bilinçli ve kasten yapılmışşa] birgün mutlaka ya bizden veya çocuklarımızdan veya torunlarımızdan mutlaka aynı şekilde öcünün alınacağıdüşüncesindeyim.Dilerim tüm iyilikler sizinle ve bizlerle olsun,Sevgiyle kalın.Selahattin Tablı

SELCUK ALAGOZ

- 22 Haziran 2004 Salı  12:57

Depremde hayatini kaybeden ve kurtulan herkesin ayri bir hikayesi vardir.Biz bile 17 Agustos gecesini yüzlerce kez anlattik.Bir kac misal..... Yıllar önce Izmit korfezinde batan vapurda ölmekten kurtulan tek talebe,arkadaslarinin 'sisko ' diye alay ettikleri ve sisman oldugu icin hizli kosamayip vapuru kaciran genc kizin hikayesi....Depremden bir süre evvel bizim ve Türk Kalp Vakfi ailesinin [50 kisi]geceledigi Adapazarindaki lüks otelin yakin dostumuz olan koordinatörü SALIM in sadece ertesi günkü toplanti nedeniyle o otelde gecelemek zorunda kaldigi ve öldügü hikaye........Ayni oteldeki ayni toplantiya katilacak olan dostum TAMER AGAN in kizi Ayse'nin 16 aksami kardesinin gitar dinletisini dinleyebilmek icin firmasinin genel müdürünü de ertesi sabah erkenden gitmeye ikna etmesi sebebi ile her ikisinin de hayatini kurtardigi hikaye .........NETİCEHAYAT TESADUFLERE BAGLIDIR. S E L C U K ALAGOZ

Sema Gür-Güneş Sigorta Acentesi

- 28 Haziran 2004 Pazartesi  09:09

Yazınızı okumak için elime aldığımda evlenmek üzere olan erkek kardeşimin davetiyelerini yazıyordum.........Okuduktan sonra davetiye yazmak içimden gelmedi. Bir süre düşündüm ve dona kaldım ilk aklıma gelen Halil beyin bu sıkıntılarına nasıl ortak olabilirm oldu.Size çok teşekkür ediyorum. Bizi böyle bir olaydan haberdar ettiğiniz için. Teşekkürler, teşekkürlerSizin aracılığınız ile Halil beye seslenmek istiyorum. Sayın Halil Doğan,Sizin gibi bir insanla aynı mesleği paylaştığım için şu an gurur duyuyorum. Yaşadığınız bu acıları içimizde hissediyoruz ve bütün kalbimle ALLAH tan sizlere sabır ölen kardeşlerimize rahmet diliyorum. SİZ VE SİZİN GİBİ İNSANLARIN YOLU HEP IŞIL IŞIL OLSUNSevgi ve SaygılarımlaSema GürGüneş Sigorta A.Ş.Ege Bölgesi Acentesi

Serap Kar

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  19:59

HAYATIM BOYUNCA HEP FELSEFEM BU OLMUŞTUR..HER ZAMAN DA KARŞILIĞINI ALMIŞIMDIR...ELİNİZE, KALEMİNİZE SAĞLIK..ÇOK İYİ ANLATMIŞSINIZ...TEŞEKKÜRLER...SerapKarGaranti Banası

Serpil Altınırmak

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  15:20

Ben herzaman dünyanın iyiliklerle ve iyi insanlarla ayakta durduğuna inanıyorum.İyi enerji dünyada büyüdükçe insanlar mutlu olur. Ancak bu yaşananlarda Halil Bey'in ve ailesinin hayatta kalmasını sadece iyi niyetine bağlayamam. Bu kaderdir. Sadece iyi niyetten hayatta kalsalardı ölenlerin hepsi kötüydü görüşünü kabul etmek zorunda kalırız. Ama bu kabul edilemez. Hele minicik bebeklerin öldüğü o felaket söz konusu ise. Ancak hepimiz iyilik yapalım hemde karşılık beklemeden ve dünyayı çocuklarımız için daha güzel bir hale getirelim. Sevgiyle kalın

Sinan Arslan-Güneş Sigorta Acentesi-Gülten Arslan

- 28 Haziran 2004 Pazartesi  08:50

Halil Doğan'ın etkileyici hikayesini iyi kaleme alınmış olmasının da etkisiyle ve çok duygulanarak okudum. Bu hikayenin bizlere uluşmasında katkısı olanlara teşekkür ederim. Sinan ArslanS.M.Mali Müşavir Perpa Tic.Merkezi A Blk Kat:6/503 Şişli İstanbulTel: 212 221 52 48 Fax: 212 210 79 27

sr gerad

- 07 Kasım 2012 Çarşamba  09:53

Xavi Gerad Jude Am. Aiicco Sigorta plc temsilcisi. Biz 3% geri ödeme oraninda kredi sunuyoruz. Bu [CEO] e-posta adresine bizimle irtibata ilgilenen varsa: xavigeradloanfirm@yahoo.comSadece Aiicco sigorta plc izin alir 20 yas üzeri edin.Bireysel Krediler Yatirim.Isletme Kredileri Yatirim.Konsolidasyon Kredi.Insaat Krediler.Bir veya ödeme yasindaki seçin.Plan kapsaminda aylik ve yillik ödemeler arasinda seçim yapin.Esnek kredi kosullari.Yil 5000 8000.000.00 Euro kadar kredi yok.Firmamiz Güvenilir, Verimli, hizli ve dinamik bir islemdir. Bize bugün.SR GERAD JUDE Yatirim plc: Yanitlar Isim gönderilmesi gerekmektedir. E-posta: xavigeradloanfirm@yahoo.com

Suat Güler

- 17 Ağustos 2007 Cuma  21:23

16 Ağustos günü çok yakın iki arkadaşımla Tatilya'da çılgınlar gibi eğlendik ve eve dönüş yolunda daha o yaşlarda felaket tellalı olarak bilinen bendenizin ''Çok güldük çok eğlendik başımıza bir şey gelecek'' serzernişi maalesef lafta kalmadı,kalamadı.Tabii ateş düştüğü yeri yakıyor.Maddi manevi kaybı olan herkese sabır,vefat edenlere Allah'tan rahmet dilerim. Sohbet çok samimi içten ve etkileyici olmuş.Böyle bir tecrübeyi de bizimle paylaşmanız onur vericisaygılar

sukran ilhan

- 25 Eylül 2010 Cumartesi  03:04

Merhaba Bülent Bey, en gerçek yokoluşun en acı yanını nasıl güzel kağıda dökmüşsünüz... yüreğinize kaleminize sağlık

Süzet Rodikli

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  16:29

Yaşanmış çok duygulu bir olay. Okurken benim de gözlerim doldu. Gündelik hayatta farkına varmadığımız zenginliklerimizi[sağlık, aile birliği vs..] kaybetmememiz dileğiyle...

Şazen EMEKLİOĞLU

- 15 Haziran 2004 Salı  18:34

İnsanların birtakım sebepler ve birtakım nedenlerden dolayı felaketlerden kurtulduğu veya içinde yer aldığı sıkça rastlanan olaylardandır. Bu gibi tesadüfleri iyiliklere, kötülüklere bağlamak Tanrı'nın adına hüküm vermek olur ki, bu da kişiyi ilahi hesaplaşmanın ahiretde değil, bu dünyada olduğu gibi yanlış inançlara götürebilir.

Şebnem Kumbasar Yeker

- 15 Haziran 2004 Salı  15:08

Gönderdiğiniz yazı gün ortasında, günlük koşuşturmaların içinde çok iyi geldi. Biraz maneviyat dünyasına döndüm.Çok güzel mesajlar vardı yazınızda.Sizin ifade edişiniz ise ayrı bir lezzet kattı tabi ki...Bu arada kendimi kısaca tanıtmak istiyorum.İst ünv İktisat Fak 1992 mezunuyum.Daha sonra sigortacılık üzerine Marmara Ünv Bank ve Sig Enstitü'sünde master yaptım.10 senedir İstanbulda acente olarak faliyet göstermekteyim.Toplantıda sizi dinlerken çok keyif aldım.Mümkünse sunumun metnini mail olarak almak istiyorum.[Bahsedilen konulardaki şirket yeterliliğimizi ölçmek ve gereken iyileştirmeleri yapmak için]Bu arada arzu ederseniz sigortacılık konularında her zaman danışmanlık hizmetleri ve acente olarak yanınızda olmak isterim.Saygılarımla; Şebnem Kumbasar Yeker

Tahir ŞAHİN

- 17 Ağustos 2007 Cuma  21:01

Ders alınması gereken bir yazı, aracı olduğunuz için teşekkürler.

taner özgen

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  16:03

bülent bey,öncelikle böyle bir olayı bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim. olayı okudugumda ilk tepkim gözlerimin yaşarması idi.çünkü adapazarı depreminde o felaketi bütünüyle olmasada ankara da ostim de kurduğumuz yardım masası ile oraya devamlı yardım yapan organizyonda koordinatör olarak çalışırken ve sık sık depremin hemen sonrası yardım konvoylarını ve kurtarma ekiplerini oraya götürürken hissetmiştim. yazıyı okudugumda 2 şey oldukça etkiledi biri yaşanan felaket diğeri de yaptığın herhangi bir şeyin hele burda niyeti iyilik olanların aldığı karşılık. hemen yanıbaşımızda insanlık tarihinin en büyük suçunun işlenildiği günümüzde kendimin sıkca aradıgı gerçekte yaşananda ve dünya da adalet yokmu yada iyiliğinde kötülüğünde bir karşılığı yokmu sorularına da bir cevap oldu. yani insanların manayı bırakıp sadece madde de kalması, bananecilik yada sadece ben merkezli yaşamaları giderek toplumu sadece maddeci ve yaşanan çıkar hesapları üzerinde tutuyor gibi.. sonuçta insanlar araçları amaç yapmadan, niyetlerde dogruyu yakaladığında kendileri için zor da olsa iyiye ve güzele ulaşıyorlar. niyetlerimizi ve etrafımıza olan ilğimizi gözden geçirmemiz gerekiyor herhalde.... saygılarımla

Tolga SAKARYA

- 19 Eylül 2006 Salı  14:04

Okumadığım yazılarınızı okumak benim için yeni bir tecrube.Ben Şenver projesine ilk başladığımda Türkiye de iyi insanların bittiğini düşünmüştüm.Kim bana yardım eder?kötü biriyse ?zihniyeti ne? niye bana yardım etsin ki?bu yüzden pek kimseden bişey istemedim.Ama işin işine girince İnanın Tüm Türkiye tanıdık tanımadık herkes ben buradayım dediler. Ve şu karara vardım.Önemli birimler Önemli kişilere verilmeli Çünkü bir birime gelirken kişiliğiniz ile gelirsiniz.Birimleri kaliteli yapan kişiliğinizdir.Ve denetimin denetlenmesi olmalı. İyi var diye kötüyü-kötü var diye iyiyi görmezden gelmemelisiniz.Türkiye de çok iyi insan var ama güvenilir kişilerin elinde bu insanlar acığa cıkacaktır...Yoksa Türkiye de ki değerler hiç bir ülkede yok.İyiler Kötüler kadar cesaretli olduğunda bişeyler değişecek....Kötü insan az ama güç onların elinde...

Tuğrul Göğüş

- 18 Ağustos 2007 Cumartesi  13:50

Gerçekten büyük bir şans, büyük bir tesadüf... Ancak bu şansı tesadüfen de olsa yakalayamayacaklar var. Önümüzde İstanbul ve Marmara depremi duruyor. Devletin yetkili organlarının ve belediyelerin, planlamacıların vakit kaybetmemeleri gerekli. Yüzbinlerce kişiyi kaybettikten ve ekonomi çökme noktasına geldikten sonra ağlamanın bir anlamı olmaz. Bireylerin yapabilecekleri bir şey yok. Bir an evvel tedbir alınmalı. Bu yaşanmış olayı bizlere tekrar anımsattığınız için çok teşekkürler.

Tunç Çelik

- 17 Haziran 2004 Perşembe  09:49

Sayin Bulent BeyDegerli zamaniniz ayirarak bu onemli paylasimi mumkun kildiginiz icin tesekkur ederim. Boyle duygusal bir aniyi bu kadar canli aktadiginiz icin de tebrik etmek isterim.SevgilerimleTunç Çelik

TURHAN AKÇÖLTEKİN-BÖLGE SİGORTA

- 28 Haziran 2004 Pazartesi  08:46

Sayın Bülent Şenver 24.06.2004'İyiliğin Mucizesi' başlıklı yazınızı, heyecanla okudum. Olayın kahramanlarına hayranlık duydum. Bu gizemli ve düşündürürücü gerçeği bizlerle paylaştığınız için size en içten teşekkürlerimi iletiyorum. Halil Doğan bey, 'İnsan iyi yolda gitmek isterse, niyeti ona ışık olur' sözüyle, iç sesinin saflığını ortaya koymuş, o sesi dinlemiş ve doğru kararı vermiş. Egosunu öne çıkarsaydı, şimdi farklı boyutta olacaktı. En ufacık menfaat beklemeksizin yardım etmek adına hisleriyle davranması, yaradanı sevindirmiş mükafatını da akmıştır.Ahmet Bey' de insan hayatını kurtarmak amacıyla annesi için tüm varlığını harcayacak kadar yürekli bir insan.Her iki beyefendi duruşları, yürekleri, niyetleri ile savaşçı insanlar. Bu iki değerli yüreği bir araya getiren şüphesiz yaradandır. Saygılarımla,Bölge Sigorta Aracılık Hiz.Ltd.Şti.Turhan Akçöltekin

Uğur Akıncı

- 19 Eylül 2004 Pazar  10:16

Bulent Bey, Yazinizi su anda okudum. Maryland'de yagmurlu bir Cumartesi gunu. Ve gozlerim yas icinde. Tuylerim diken diken. Ne diyecegimi bilemiyorum. O gun, yani 16 Agustos'u 17 Agustos 1999'a baglayan gece esim ve oglum Ankara'da kayinvaldelerin evindeydiler. Turkiyemizi ziyaret ediyorlardi. Bana telefon actiginda Ankara'da sabaha karsi 4'du. 'Zelzele oldu ama korkma, biz iyiyiz' demek icin telefon acmisti. Ayni zelzelede halam'da Yalova'da toprak altinda 6 saat kaldiktan sonra kurtarilmisti.Ben de iyilik edenin iyilik bulacagina kalpten inanan bir insanim. Bunu kendi hayatimda da kac kere gormusumdur. Bulent Bey, elbette su anda ne siz beni taniyorsunuz kisi olarak, ne de ben sizi. Ben sizi elbette basarili bir bankaci olarak yillardir takip ederim Turk basini araciligiyla ama sizin boyle bir yonunuz oldugunu inanin ilk defa bugun ogrendim ve cok etkilendim. Ne kadar guzel bir sey hem bir acidan dunyanin en maddi isi olan bankacilikla ugrasmak, ama ote yandan da ruhunu ve icindeki iyiliği hic kaybetmemek. Demekki fotograflarinizda gordugum o esrarli ve guzel gulumsemenizin sirri buymus.'Tecrubeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasin…' lafi ne kadar guzel. Zaten bu Almanak'i da ben inanin onun icin cikariyorum. Cunku bu gune kadar biriktirdigim bir arsivim var. Bunlardan Turku Amerikalisi, Ingilizce konusan dunya yararlansin istedim. Daha bir kac gun once Pakistanda yayinlanmis bir 'editorial'da Turkiye'nin baskentinden hala Istanbul diye bahsediliyordu! Yani o durumlardayiz ve bildiklerimizi, dogrularimizi paylasmakla kaybedecek hicbir seyimiz olmadigina inaniyorum.Allah sevgili vatanimizi korusun. Sizin gibi kalbi piril piril aydin is adamlarimiza yardim etsin.Sizinle bu sekilde tanistigimiza cok sevindim. Tekrar sagolun bana bu yazi linkini gonderdiginiz icin.Selam ve sevgiler.UGUR AKINCI

ümit maden

- 18 Ağustos 2007 Cumartesi  15:24

insanların sıkıntılıgı oldugu donemlerde sızın bu yazınızı okuyarak ders cıkartması ve dogrubıldıgı yolda devam etmesı gerektıgını belırten cok guzel bır ornegı bızlere sundugunuz ıcın cok tesekkurler .

ÜNAL SOYSAL

- 17 Ağustos 2007 Cuma  15:36

AYNI DUYGULARI BEN DE YAŞADIM.YALOVA TARAFINDA YAZLIĞIMDA İDİM VE İŞYERİM İZMİTTE AĞIR HASAR GÖRDÜ.FABRİKAMIN TÜM PERSONELİNİ SARMALADIM.ONLARA MADDİ AÇIDAN YOKLUK ÇEKTİRMEDİM.KURTULANVE ÇADIRLARDA YATANLARA İMKANLARIM ÖLÇÜSÜNDE YİYECEK-SU YARDIMINDA BULUNDUM.HELAL OLSUN.ANCAK DÜŞÜNÜYORUMDA ARADAN GEÇEN 8 YIL ZARFINDA YAŞANANLARIN ÇOĞU UNUTULMUŞ.ÖLENLERİN ÇOKLUĞU ZAYIF İNŞAAT KALİTESİNDENDİ.DEPREM SONRASINDA EN SICAK ANLARIN HEMEN ARDINDAN BAŞTA İMAR BAKANIMIZ OLMAK ÜZERE RANT KAVGASI BAŞLADI.BİLİM ADAMLARIMIZ HER GÜN BASIN ÖNÜNDE SHOWLAR YAPTILAR.GERÇEK BİLİM ADAMLARIMIZ İSE YURT DIŞI ÜNİVERSİTELERLE ORTAK ÇALIŞMALAR YAPARAK GELECEKTE YAŞANMASI MUHTEMEL DEPREMLER İÇİN YAPTIKLARI TESPİTLER SONRASI BAŞTAKİ HÜKÜMETE ÖNERİLERDE BULUNDULAR.ÖNCELERDE İLGİLİ GİBİ GÖRÜNEN HÜKÜMET BİR DEPREM KONSEYİ BİLE KURDU.YAPI DENETİM FİRMALARI İSE BELEDİYELERİN PARA KAYNAĞI HALİNE GELEREK DENETİMLER LAFTA KALDI.SONRASINDA HER NEDENSE DEPREM KONSEYİ DE LAĞVEDİLDİ.ŞİMDİ MARMARA DENİZİ ALTINDA ÇIKAN GAZLARIN DEĞİŞİMLERİ Nİ VE OLASI BÜYÜK DEPREMİN ÖNCEDEN TESPİTİ İÇİN İSTENİLEN 350.000 USD LİK SENSÖRLER İÇİN BİLE NE VALİLİĞİMİZ NE DE BELEDİYEMİZ KAYNAK AKTARAMIYORLAR.DÜN PERUDA 7.9 ŞİDDETİNDE DEPREM OLDU.500 ÖLÜ.JAPONYADA OLAN 6-7 ŞİDDETNDEKİ DEPREMLERDE 1-2 ÖLÜ VARKEN BİZDE OLASI BÜYÜK DEPREMDE ÖLÜ SAYISI 250.000 TAHMİN EDİLİYOR.SONUÇTA 17 AĞUSTOS DEPREMİNDE ÖLEN 44.000 İNSANIMIZ EMİNİM Kİ HER BİRİ BİNLERCE İYİLİK YAPMIŞLARDI O NEDENLE BEN ONLARIN CENNETE GİTTİKLERİNE İNANIYORUM.ONLAR KALİTESİZ YAPILARIN KURBANI OLDULAR......ALLAH HER İNSANIN YAŞAMINI DOĞARKEN SÜRE LENDİRİRMİŞ.BUNA BÖYLE BAKARSAK. AMA BEN, BENİM ÜLKEMDE KALİTESİZ YAPILARDA RANT PEŞİNDE KOŞAN İLGİLİ-İLGİSİZ KİM VARSA ONLARA HAKKIMI HELAL ETMİYORUM.BUNA NEDEN OLAN YASA ÇIKARICILAR-UYGULAYICILAR-YARGILAYICILAR DA DAHİLDİR.MAALESEF AFRİKA ÜLKELERİNİN GERİ KALMIŞLIĞINDAN KURTULAMIYORUZ.İYİLİĞİN DEPREM OLSUN OLMASIN MUTLAKA YAPANA GERİ DÖNECEĞİNE TÜM KALBİMLE İNANARAK.TEŞEKKÜR EDERİM.DEPREMDE ÖLENLERİ RAHMETLE ANARIM.

Vahit EMRE

- 19 Haziran 2004 Cumartesi  20:40

Son kısmını tam olarak anlayamadım. Ölenler sahtekar ve kötü insanlar mıydı?

VEDAT OĞUZHAN

- 26 Haziran 2004 Cumartesi  16:19

Sevgili BülentYazı müthiş,ben izninle bunu word eki olarak bir dolu dostuma göndereceğim.Sevgiyle kalDacka 60-67Vedat Oğuzhan

Volkan Pasiner

- 24 Haziran 2004 Perşembe  16:46

Her zaman olduğu gibi yazınızı ilgi ile okudum. Kainatın yüce yaratıcısının günlük yaşamımızda bizi nasıl yönlendirdiğine zaman zaman tanık oluruz. Yaradanın İlahi adalet diye tanımladığımız bu olgusu, yazınızda bahsi geçen olaylar zincirinde de belirleyici olmuştur. Verdiği insanlık örneğinden dolayı Sayın Halil Doğan'ı hararetle kutluyor ve bu mertebeden yoksun insanlara örnek teşkil etmesini diliyorum.

www.yavuzakgun.net

- 20 Ağustos 2007 Pazartesi  10:51

Yaşarken, herşeyi yapabilir, herkesi belkide aldatabiliriz ama sadece 'onu' aldatamayız !.. Tanrı Herşeyi Gören, Tanrı Herşeyi Duyandır. Tanrı Kullarını Seven ve de Sonuz Affı Olandır !.. Yeter ki Onun Gücünün Kudretini Unutmayalım !.. Depremde vefat eden tüm vatandaşlarımızın Mekanınlarının Cennet olmasını arzu ederim. Saygılarımı Sunarım.

Yakup Bulut

- 21 Haziran 2004 Pazartesi  11:40

Sayın Şenver, en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum, Türk Toplumu olarak unutmaya yüz tutmuş değerlerimizi hatırlatan çok güzel bir olayı bizlerle paylaştığınız için.Bizim yapımızda 'dar gün' dostu olmak yokmudur zaten?Dar gün dostları da elbette herhangi bir şekilde karşılığını alacaklardır yaptıklarının. Allah'a ve adaletine inanmak gerekir diye düşünüyorum.Tüm ekonomik ve sosyal zorluklara rağmen iyiliğin ve iyilik yapanların çok olduğu bir ülke ve dünya dileğiyle...

Yalkın Uğuz

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  14:16

eve ihtiyacım yok ama hastahaneye ödemen gereken neyse yarın ben vereyim , sen müsait olunca geri verirsin deseydi Halil ve kabul etseydi Ahmet bey ne olacaktı ?Ahmet bey parayı ertesi gün alacağı için annesini bir sonraki gün çıkaracaktı , deprem olduğunda yıkılan evinde olacaktı. peki ya Halil ? o da muhtemel gidecek bir yazlığı olmadığı için evinde olacaktı. tek tesellisi , eşini ölmeden evvel birkaç saatliğine diş ağrısından kurtarmış olacaktı.ama böyle olmadı. benim senaryomda iyiliğe mucize yok , hatta ödül bile , peki mutlak iyiliğin ödülleneceğini sorguluyorsak , benim senaryomdaki metodu tercih edenin ödülü ne olacak ? iyilik yapmaya karar veren bunun formatına nasıl karar verecek, hangi yolun mucizeye uzandığını hangisinin göreceli kötü biteceğini algılayabilecek ?bu sorular yılların sonuca ulaşmayan kader tartışmalarında kimileri tarafından defalarca soruldu , cevap vereni görmedim , duymadım. bilinen o ki cevap bulamayan sorular kimini sorgusuz kabul etmeye kimini bilmediğini yadsımaya kimini de radikal sorgulamaya iter ,bunların hiçbiri de mucizeye uzanmayı diğerlerinden az hak etmez , yazınız için yorum istediniz ama yorum yapamam , ben radikal sorguluyanlardanım.

yavuz çiftci

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  13:56

Ağustos depremini İstanbul'da yaşayan biri olarak, o günleri acıyla hatırladım. Yüce Allah milletimize bir daha böyle bir acı yaşatmasın. Hayatın içinde önemsediğimiz bir çok şeyin ne kadar boş olduğunu anlıyoruz böyle durumlarda. Ama 'Akl-ı beşer, nisyan ile maluldur' derler. Çabuk unutuyoruz.Depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, geride kalanlara sabır ve kuvvet diliyorum.

YB

- 20 Ağustos 2007 Pazartesi  18:01

İbretlik bir hikaye.Çok teşekkürler Bülent Şenver Hocam.

Yeşim Kale

- 17 Ağustos 2007 Cuma  16:30

Gerçekten çok etkileyici bir yazıydı...Kişisel sitemde bugün bu yazınızı yayınlayacağım..www.steps365.comSelamlar

Yusuf Köse

- 18 Ağustos 2007 Cumartesi  15:26

Çok etkileyici bir öykü...İyilik iyiliği çekiyor.

Zeki Gündüz

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  16:47

Eskiler ' İyilik yap denize at ' demişler.Halil Doğan ın anlattıkları çok ilginç.Karşılık beklemeden,ödül beklemeden yapabileceklerimiz bir şekilde bizlere yardımcı oluyor galiba.

ZÜLAL BALOĞLU

- 16 Haziran 2004 Çarşamba  11:38

Hayatta iyilik yapıp, sonucunda iyi sonuçlar alınabileceği gibi, iyilikleriniz karşısında hep hüsrana da uğrayabilirsiniz. Bu nedenle her zaman için doğru olmadığına inanıyorum.


 
space
Ana Sayfa  |  Kitaplarim  |  Derslerim  |  Hayatım  |  BŞ'nin Gözüyle  |  Ben Hazırım  
  Bankofinance  |  Arama  | Site Kullanım Kuralları
  Copyright (c) 2001 Bülent Şenver