bs
Bülent Şenver - www.bulentsenver.com
bs
beads
space space


Menu:
 AnaSayfa
 Başlıklar
 Arama
 İstatistikler

Bülent Şenver'in Gözüyle:
 Bankacı Gözüyle

 1Dakika Etik
"BAŞARAN ULUSOY Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?" Üzerine Yorumlar
 
BAŞARAN ULUSOY Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?
1DAKIKA ETIK
Tarih: 4.11.2006 19:43 Yazan: bulentsenver

( Bu yazıya yorum ekle )

 

BAŞARAN ULUSOY Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?
Bir Dakika Etik
Bülent Şenver


Sayın Başaran Ulusoy ile yaptığım bir televizyon programında ona sorduğum etik vaka sorusunu ve verdiği cevabı sizlerle paylaşmak istedim.

Siz Olsaydınız Ne Yapardınız?
Etik Vaka


Yavuz bey büyük bir fuar şirketinin sahibidir.

Sigorta şirketlerinin katılımı ile uluslararsı bir Sigorta Fuarını Türkiye’de yapmak istemektedir.

Bu fikrini sigorta şirketlerinin genel müdürlerine açıklar. Sigorta şirketleri bu işi olumlu karşılamakla birlikte aksiyona geçmek konusunda hiç bir adım atmazlar.

Yavuz beyin oturduğu evde kapı komşusu ülkenin en büyük sigorta şirketinin genel müdürüdür. Yavuz bey bir gün bu genel müdürün eşi Münevver hanıma gider. Sigorta fuarı için bir şirket kuracağını ve bu şirkete bilgi ve danışmanlığı karşılığı Münevver hanıma % 20 bedelsiz ortaklık vermek istediğini söyler.

İşten ayrılıp uzun zamandır evde oturan Münevver hanıma bu teklif cazip gelir. Hem oyalanırım hem de para kazanırım diye düşünür. Yavuz beye bu projede ortak olur.

Yavuz bey ve Münever hanım Sigorta Reasürans Birliğini ziyaret edip fuara sponsor olmasını talep ederler. Birlik başkanı olumlu karşılar. Ancak bir şartla der.

“Eğer Türkiye’nin en büyük sigorta şirketi olan Gelişim Sigorta sponsor olursa biz de projeye spondor olabiliriz” der.

Gelişim Sigorta, Münevver hanımın eşinin genel müdü olduğu şirkettir.

Yavuz bey, “Bu iş oldu” der gibi Münevver hanımın gözlerinin içine bakar.

Akşam olur. Yemekten sonrea Münevver hanım eşi Mahmut beye durumu anlatır ve sorar:

“Mahmutcuğum. Sen bu projeye sponsor olursun değil mi?”

Mahmut beyin gözleri Münevver hanımın gözlerine beş saniye kilitlenir. Yüzünde manalı bir tebessüm oluşur. Ne desem diye düşünür.

Sayın Başaran Ulusoy, Sigorta şirketinini genel müdürü Mahmut beyin yerinde siz olsaydınız bu durumda siz ne yapardınız?

Başaran Ulusoy’un Cevabı

Sigorta şirketi genel müdürü ben olsaydım eşimin bu teklifini hiç tereddütsüz hemen red ederidim. Sigorta şirketleri güven üzerine kurulmuş şirketlerdir. Genel Müdür eşinin teklifini kabul ederse güvenirliğini kaybeder.

Genel müdür bir çıkar çatışması ile karşı karşıyadır. Bir tarafta şirketinin menfaati diğer tarafta ise eşinin menfaati vardır. Eşim sözkonusu ortaklığı devam ettirip bu işe benim şirketimin sponsor olmasını illa isterse o zaman ona şunu söylerdim:

“Ben genel müdürlükten istifa edeyim. Başka bir işe gireyim. Sen yeni gelecek genel müdür ile bu projeyi konuş. Onu ikna edersen işi yap” derdim.

Başaran Ulusoy’un cevabını okudunuz.

Sigorta şirketi genel müdürü Mahmut beyin yerinde siz olsaydınız, bu durumda siz ne yapardınız?
.
.



Yorumlar ( 29 ) Sıralama Türü : Tarihe Göre -*- Yazara Göre
 
uğur

- 3 Aralık 2018 Pazartesi  23:23

çok güzel ve faydalı bir yazı başarılarınızın devamını dilerim. [url=https://www.e-sigorta.com.tr/]sigorta[/url]

Gökçe UZAR

- 15 Mayıs 2013 Çarşamba  13:28

Ben Mahmut beyin yerinde ve konumunda olsaydım, düşüneceğim ilk şey genel müdürü olduğum şirketin menfaatleri olurdu. Şirketimin yararına olacaksa bu sponsorluk, evet derdim. Ancak bir faydası olmayacaksa hayır derdim. Ayrıca eşiminde Yavuz beyin maşası olmasına izin vermezdim.

Cem Güremen

- 14 Mayıs 2011 Cumartesi  13:52

Ben olsam kesinlikle bu durumu kabul etmezdim çünkü bir sigorta şirketi olmak ve güven duyulan bir sigorta şirketi olmak çok önemlidir böyle bir durumun kabul edilmesi o sigorta şirketine olan güven ve irtibanın kaybına neden olacaktır eşimin menfaati için böyle bir durumu asla kabul etmezdim

Abdullah Cengiz Şenlik

- 5 Mayıs 2011 Perşembe  11:12

Yavuz Bey’in komşusu olan ülkenin en büyük sigorta şirketinin genel müdürünün eşi Münevver hanıma %20 bedelsiz ortaklık vermek istemesi çok da masumane bir davranış değildir. Münevver hanım sıradan bir sigorta şirketinin genel müdürünün eşi olsa Yavuz Bey yine aynı teklifi yapar mıydı? Önce bu sorunun cevabını düşünmek lazım.Mahmut Bey’in yerinde olsam bu teklifi eşimden dolayı kesinlikle kabul etmez ve şirketimin bu projede yer almasını istemezdim

rumeysa demiröz

- 2 Haziran 2010 Çarşamba  11:35

Bir kere genel müdür mertebesine yükselmiş bir kişi şirket çıkarlarınıı kendi çıkarlarından önde tutmayı bilen ve uygulayan kişidir.Bu durumda eşinin teklifini reddetmesi en doğrusu olacaktır.

Alper Cebeci

- 26 Mayıs 2009 Salı  15:28

eşimin teklifini red ederdim. Tanıdık ,eş, dost akraba çıkarı için iş yapmak ileride kişi ve kurum olarak bize karşı duyulan güveni sarsabilir

fatma gayretli

- 7 Nisan 2009 Salı  18:55

ben olsaydım eşimin teklifine olumsuz yanıt verirdim.Çünkü eşimin çıkarlarını ön planda tutarak spons or olmayı kabul etmek etikdışı bi davranış olurdu.Ayrıcada iş konusunda ailevi bağlara göre değil profesyonel düzeyde kararlar aldığımı hatırlatırdım.

ömer akpınar

- 1 Haziran 2008 Pazar  18:26

yazıyı okurken aklıma gelen cevap sayın ulusoyun cevabı ile çok örtüştü.tabiki böle bi durumda ailemin menfaati daha önemli ama insanın isminin lekelenmesi çok çok vahim bi durumdur bulunduğum konumdan ayrılıp eşimin bu anlaşmayı kendi imzalamasını dilerdim.

Mehmet kylynçer

- 11 Nisan 2008 Cuma  10:51

Ylaçla ilgili soru?turmayy yürüte komisonun koordinatörü [Ba?bakanlyk Ba?müfetti?i Mehmet Kylynçer] Okumu?lar da okumu? olamamy?lar-ibrahim güvenin eczacy dergisinin aralyk-2006 sayysynda[mehmet KILINÇER]ki?i benim, yalynyz o yazyda belitilen miktar taahsil edildi? gibi yeni tahsilatlarda yapyldy ve yapylmaya devam edecek.tahsilatlar sadece Roche A.? ile synyrly da de?ildir.bütüb bu hususlary açyklayan yazym Savcyly?a intikal etti ve bazy gazeteler yazdy ancak eksik ve yanly? yazyyorlar, Savcylykdaki yazylarym dikkatlice okunursa ilaçda ki soygun laryn ve Devletin nasyl zarara u?ratyldy?y görülecektir. ilgilenmek istiyorsanyz savcylytaki yazylarymy okuyun ve bundan sonra da takyp edin lütfen

SADI KUCUK

- 4 Ocak 2007 Perşembe  09:49

VATAN GAZETESİNecati Doğru 06.02.2005Sayın Savcım! Umutluyuz!Ahlaksız ilaç şirketi, ahlaksız doktor, ahlaksız ecza deposu, ahlaksız devlet hastanesi yöneticisi bir araya gelip 'Devleti hastanesinden, SSK'sından, böbrek hastalığına düşen vatandaşından, kansere yakalanan yurttaşından, nezle-grip olan gencinden, kızamık olan bebesinden soyuyor' soğana çeviriyordu.Bir yapı kurulmuştu.Soyguna açık yapı...Türkiye'de kullanılan ilacın [3 katrilyon lira... Yaklaşık 2 milyar dolar] yüzde 90'inin alıcısı devletti. İlaç şirketlerinden 'ilaç alını ihale sistemi' de 'devlet malı deniz yemeyen domuz...' ahlaksızlığına açık kapı bırakıyordu. Ve Roche Şirketi'nin yetkili dağıtımcısı Beşer Ecza deposuna normal kârı da içinde 83 milyon liraya sattığı ilaç, devletin Başkent Hastanesi'ne 173 milyon liradan ve devletin SSK Hastanesi'ne de 230 milyon liradan sokuluyordu.Soygun tavana vurmuştu.Sürekli yaşanıyordu.Yıllardır yapılıyordu.VATAN muhabiri Emine Algan'ın yaptığı 'soygunun belgesini bulup' haberi yazmak, VATAN Gazetesi'nin yaptığı da 'bu soygun belgesini korkmadan' yayınlamaktı.***6 ay geçti! Sonuç ne oldu! Ben sonucun peşindeyim. Yani bizler 'soygun var...' diye haberler yazmakla, 'birbirimize gazetecilik ödülleri vermekle' kalacağız fakat Roche şirketinin SSK hastanesinden fazladan aldığı 11 trilyon lira tahsil edilip 'devlet kasasına' geri dönmeyecek. Roche Şirketi'nin Türkiye kolunun Genel Müdürü Faruk Yöneyman, yardımcıları ve işbirliği yaptığı ecza depoları, 83 milyon liralık ilacı 230 milyon liraya alan SSK Hastanesi'nin Satın Alma Müdürü 'hesap vermeden... Hakim önüne çıkıp aklanmadan...' toplum içinde gezmeye devam edecekler.Siz okurlar da...Bunu seyredeceksiniz.Biz de bunu izleyeceğiz.Bazı çok rahat tipler de; 'Burası Türkiye abiciğim... Türkiye'de çalınan para cepte... Yapılan soygun kasada... Soyulan devlet kör karanlıkta kalır... Böyle gelmiş böyle gider...' diye nutuk atıp, yazı yazıp, söyleşi gerçekleştirip rahatlama avunması yapacaklar. Öyle mi?***Ben yokum!'Burası Türkiye abiciğim...' türü boşalıp rahatlama avunmasından yana değilim. Siz de olmayın. Cepheleri açalım; 'Sayın Savcı; Roche Şirketi kanser ilacı soygunculuğu yapmıştı... Belgelenip yayınlanmıştı... Altı ay geçti sen ne yaptın?' diye soralım.Ben umutluyum.Savcımıza güvenmeliyiz.Çünkü bütün savcılar bilirler ki; 'suçlu hüküm giymezse adalet hapse girer' ve devlet soygunu da devam eder.İnanıyorum.Savcı çok sağlam bir belge düzeni ve hassas süzgeçlerden geçirilmiş delillerle çıkacaktır adaletin kürsüsüne... 83 milyon liralık ilacın SSK'ya 230 milyon liraya satılmasını 'ihale düzeninin kaçınılmaz sonucu' diye kapatılmak istenmesine göz yummayacak ve hukukun üstünlüğüne inanıldığı bütün Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de mutlaka sonuca gidilecektir.Yani gidilmelidir.***Görmeliyiz.Çete mi oluşturuldu?Tekel mi kuruldu?Rekabetin başı mı vuruldu?İhale yasası mı delindi?İş ahlakına mı kıyıldı?Etik değerler mi çürüdü?Anlamalıyız.Başta 'Eczacılar Odaları.... Tabib Odaları... Başbakanlık Denetleme Kurulu... Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Müfettişleri... Rekabet Kurulu... TÜSİAD'lar, MÜSİAD'lar, Yabancı Sermaye Derneği... Etik Değerler Kurulu...' olmak üzere tüm ilgili kurumlar projektörlerini; 'Roche Şirketi, kanser soygunculuğu yapmıştı' konusu üstüne çevirmeleri gerekir.83 milyon liralık ilaç!230 milyona köklendi.Bunun neresi 'serbest piyasa ekonomisine uyar.... Serbest rekabete sığar... Adalete, vicdana, hukuka dayanır... Neresi etik değerlere bağlanır...'Savcım!Seni bekliyoruz.Umutluyuz!

FIKRI ALYURT

- 4 Ocak 2007 Perşembe  09:44

MİLLİYET GAZETESİ15-5-2005MELİH AŞIKVeysi MunganVeysi Mungan'ın Rekabet Kurumu'na yaptığı başvuru kabul edilmiş. Kurum, Roche ile ilgili son şikâyeti inceleme kararı almış.Bir adam katrilyonluk ilaç vurgunlarıyla tek başına mücadeleye devam ediyor. Kimdir Veysi Mungan? Roche ilaç firmasının eski Müşteri İlişkileri Müdürü. 2 yıl önce Neorecormon adlı ilacın Beşer Ecza Deposu'na 88, SSK'ya ise 231 milyon liradan satıldığını görünce Genel Müdür Faruk Yöneyman'a bunun rekabet kuralları ve ülke çıkarlarına aykırı olduğunu bildiren... Bu uyarısı sonucu işinden atılan... Ama mücadeleden vazgeçmeyen... Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunarak Roche'un yasadışı faaliyetleriyle ilgili soruşturma başlatan sorumluluk sahibi yurttaş...Savcılık soruşturması sürerken Başbakanlık Teftiş Kurulu'nun incelemesi de tamamlandı.Başmüfettiş Mehmet Kılınçer başkanlığındaki çalışma gurubu, diğer yolsuzluklara ek olarak, Roche'un Neorecormon'u en ucuz ilacın satıldığı Portekiz fiyatından değil Yunanistan fiyatından satarak ayrıca 8,3 trilyon haksız kazanç sağladığını saptadı. Savcılığa gönderilen 65 sayfalık rapor, kimi başka yolsuzlukları da içeriyor. Veysi Mungan'a dönersek... İlaç sektörü tarafından işsizlikle cezalandırılan Mungan yılmıyor, soyguna karşı mücadelesini tek başına sürdürüyor. Alkışlıyoruz...

BANU DORUK

- 4 Ocak 2007 Perşembe  09:39

HÜRRİYET GAZETESİ04.08.2004Roche’un eli SSK’nın cebindeFATİH ALTAYLIBU ülkede öyle çok rezillik var ki, değil bir, on köşemiz olsa sığmayacak. Bugünlük Çukurova rezaletini bir kenara bırakıp, Roche rezaletiyle ilgili yazmaya devam edelim. Roche ilaç şirketinin, SSK’ya yüksek fatura kesip Beşer Ecza Deposu’na devlete sattığının üçte biri fiyata ilaç sattığını belgelemiştik.Oysa devlet bu ilaçları SSK hastanelerinde tedavi gören kanserli dar gelirli hastaların tedavisinde kullanıyordu. Dün Beşer Ecza Deposu’ndan gelen yanıtı yayınlamıştım. Beşer Ezca Deposu Roche’tan satın aldığı Neocormon adlı ilacın üzerine yüzde 4 gibi cüzi bir kár koyarak sattığını söylüyordu. Roche’un genel müdür yardımcısı Gökhan Demir de, kendisiyle yapılan bir röportajda ‘Biz ihaleye göre faturalıyoruz. Depo kendi kárını koyup satıyor’ diyordu.. Ancak ben elimdeki ‘kalabalık’ belgeleri inceleyince, tek bir olayla ilgili olarak Beşer Ecza Deposu’nun ve Roche’un genel müdür yardımcısının doğru söylediğini ancak genelde durumun bu olmadığını gördüm. Örnek mi? Vereyim. Siirt Devlet Hastanesi tarafından yapılan ihaleye giren Beşer Ecza Deposu aldığı bir ihale için hastaneye 224 milyon 17 bin 42 lira fatura kesmiş. Oysa aynı ihale için Beşer’in Roche’tan alım fiyatı 90 milyon 600 bin lira.Yani Beşer’in kárı yüzde 147. Yine aynı hastanenin bir başka alımında Beşer Ecza Deposu Siirt Devlet Hastanesi’ne 247 milyon 111 bin 560 lira fatura kesmiş. Roche ise ilacı Beşer Ecza Deposu’na 101 milyon 100 bin liradan satmış. Burada da kár oranı yüzde 144. Burada ilginç olan bir yandan devlet soyulurken, bir yandan da Roche İlaç Şirketi’nin de zarar uğratılıyor olması ve bir başka enteresan nokta Roche’un Necormon adlı ilacı genelde Beşer Ecza Deposu üzerinden pazarlaması. Roche’un elini Türkiye’nin en büyük kara deliği SSK’nın cebine soktuğu net ortada. Kanser ve diyaliz hastalarında kullanılan bu ilaç için SSK 2002 yılında 16 trilyon, 2003 yılında 23 trilyon, 2004 yılının ilk döneminde 10 trilyon olmak üzere toplam 49 trilyon ödeme yapmış.SSK’nın bu ilacı Beşer Ecza Deposu’ndan üç kat fazla fiyata aldığı düşünülürse Roche yönetiminin sadece bu ilaçtan ve sadece SSK’ya attığı ‘kazık’ tutarı 30 trilyon civarında.Kamu İhale Kurumu’ndan aldığım bilgiye göre kamu en fazla tıbbi malzeme ve ilaç alımı yapıyor. Yani sadece buradaki soyguna dur demek bile önemli. Bakalım dur diyecek birileri çıkacak mı?Sağlıkta etik bu mu?SSK hastanelerine ‘fahiş’ fiyatla mal satan, bu yöndeki tüm uyarılara kulak Roche’un Yönetim Kurulu Başkanı ve Faruk Yöneyman’ı bir gün devlet ve SSK hastanelerinin onkoloji servislerini gezmeye davet ediyorum. Siz belki devleti kazıkladığınızı zannediyorsunuz ve umursamıyorsunuz ama siz aslında muhtaç durumdaki milyonlarca insanın hayatıyla oynuyorsunuz. Bir gün gidin şu hastanelerde durumu görün. Bir ekmeğe muhtaç insanların, sizin ‘pahalılaştırılmış’ ilaçlarınızı alabilmek için nelere katlandığını gözlerinizle tespit edin. Çocuğunun kanser ilacını [belki de Neocormondur] alabilmek için böbreğini satan ana babaların dramını yaşayın. Tedavi için tek varlığı evini, tarlasını, çiftini, çubuğunu satan insanlarla tanışın. Bakalım ondan sonra hálá rahatça uyuyabilecek misiniz?Aylar önce beni defalarca arayıp randevu istediğinizde bu yaptıklarınızı bildiğim ama belge yemediğim için size randevu vermemiştim. Şimdi ne kadar haklı olduğumu görüyorum.Bu işin peşini bırakmayacağım. Bilesiniz.

ALPAY BELLISAN

- 4 Ocak 2007 Perşembe  08:49

www.FARMAMEDYA.com[18.10.2006]Türkiye 1.4 Milyon Euro’yu Nasıl Kazandı [Kurtardı]?E – posta : kamaciklevent@gmail.comBen bu rakamlara çok alışık değilim ama bilgisayardaki hesap makinesinde yanılmadıysam, eğer Euro’yu da 1.850.000 TL. ya da 1850 YTL’den kabul ederseniz 1.4 milyon Euro; 2.590.000.000 [iki trilyon beşyüz doksan milyar]TL yada 259.000.000 [ikiyüz ellidokuz bin] YTL yapıyor. Şimdi, o bizim büyük illerin defterdarları binlerce küçük ve orta ölçekli vergi mükellefinin defterlerinde yaptıkları incelemede bu kadar usulsüzlük cezası kesselerdi adım gibi eminin basın toplantıları düzenler, ekonomi sayfalarında boy boy fotoğraflarla “helal olsun” dedirtmek için amirlerine göz kırparken ellerinden geleni yapardı.Hele o ihracatçı geçinen firmalar – ki bunlara ilaç firmaları da dahil – iki de bir, üç buçuk milyonluk ülkelere ihracat yaptıklarını haber diye basın bültenleriyle duyururken, sizce bu ülkeye kazandırdıkları döviz ne kadardır ki? Hani o altın yumurtlayan tavuk misali turizm sektöründe kaç tane acente Türkiye’ye bu dövizi getirebilmiştir?Roche firması, mevcut genel müdürünün anlatımıyla “teknik bir hatadan” ötürü kamu kaynaklarından “götürdükleri” 1 milyon 400 bin Euro’yu Devlete geri vermiş.Dikkat edin, bu rakam sadece Neupogen’den doğan “teknik hata”dan ötürü “götürülen” para. Üstelik daha da arkası gelecek gibi gözüküyor.Peki, - bana çok komik geldiği gibi hiç de inandırıcı gelmiyor ama – eğer “teknik hata” ortaya çıkmasaydı ütülen bu “tüyü bitmemiş yetimin” hakkı kimin cebinde kalacaktı? Bugün büyük bir pişkinlikle “pardon abi, teknik bir hata” oldu diye suçüstü yakalandıkları yerde üttüklerini geri ödeyenler, şirket cukkasına indirdiklerini volilerini bir de bunu performans diye bağlı oldukları yabancı merkezlerine karlılık diye bildirmedi mi? Şimdi bana söyler misiniz, bu ülke ütüldüğü – şimdilik – 1 milyon 400 bin Euro’yu nasıl kurtardı?Eğer önce; Veysi MUNGAN olmasaydı,Eğer sonra, o zaman Vatan Gazetesi’nde çalışan beyni kadar kalemi de dürüst Emine ALGAN olmasaydı,İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi OKUMUŞ olmasaydı,Başbakanlık Teftiş Kurulu’ndan Başmüfettiş Mehmet KILINÇER, Maliye Bakanlığı Baş Hesap Uzmanı H.Özer ERMUMCU, Sağlık Bakanlığı Başmüfettişi Rengin MAKSUT, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Başmüfettişi Ramazan ARSLAN, Gümrük Müfettişi H.İbrahim BOZKUŞ ile SSK Başkanlığı Başmüfettişi İsmet UYSAL olmasaydı….Sadece ve sadece o dokuz kişi olmasaydı bugün benim, sizin hepimizin cebinden ütülen ve bu nedenlerle de sürekli açık veren ilaç harcamalarında delik 1.4 milyon Euro daha fazla büyüyecekti.Ama hala bunun farkında olmamanın aymazlığında, belki de farkında olup ta suskun kalmanın utanmaz ihanetinizde yine de tüm içtenliğimle soruyorum ;Hala yüzünüz kızarmıyor mu?Hala, şu sadece ve sadece dokuz isime, sadece ve sadece “bu ülkenin dulları, yetimleri, dar gelirlileri, namuslu yurtsever insanları” adına..Bırakın onları, kendi adınıza bir teşekkürü bile esirgemeye devam edecek misiniz?

ALMILA GOKCE

- 27 Aralık 2006 Çarşamba  15:31

VATAN GAZETESİMustafa Mutlu 27.12.2006Roche davasında sürpriz gelişme!Gazeteniz VATAN’ın ortaya çıkardığı “Roche firmasının SSK’ya fahiş fiyatla ilaç satması skandalı”nda yeni bir aşamaya gelindi.İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davaya 22 Aralık günü devam edildi ve sürpriz bir isim tanık olarak ifade verdi: Prof. Dr. Arif Asin...Arif Bey, Roche şirketine 2003 yılının Nisan ayından 17 Nisan 2006’ya kadar üç yıl boyunca “hukuk müşaviri” olarak hizmet ettiğini belirterek, şunları söyledi:“Göreve başlamamdan bir ay önce şirketin ihalelere tek depo olan Beşer Ecza Deposu ile katılması konusunda niyetleri olduğunu söylediler. Bunun Rekabet Hukuku açısından sakıncalı olduğunu belirttim. 25 Ağustos 2003 tarihinde tüm Roche firmasının Baş Hukuk Müşaviri olan Madam Flavia geldi, kendisine mevcut mevzuata göre bunun mümkün olmadığını belirttim.” ***Bu sözler, Roche davasının yargı sürecini değiştireceğe benzer...Çünkü bugüne kadar “bazı usulsüzlükler yapıldıysa bile bunun, şirketin Türkiye’deki yöneticileri tarafından yapılmış olabileceğini” iddia eden uluslararası şirket, son tanıkla davanın doğrudan taraflarından biri haline geldi.Böyle olunca da bu dava artık sadece Türkiye’yi değil, dünya ilaç sektörünü de yakından ilgilendirir bir hal aldı.İzlemeye devam edeceğiz!

SENNUR YAZGI

- 26 Aralık 2006 Salı  16:41

Roche Davasında Genel Müdür De Yargılanıyor!Haber Tarihi : 22.12.2006 17:00 İSTANBUL - Roche Genel Müdürü Faruk Yöneyman'ın da aralarında bulunduğu tutuksuz 17 sanığın SSK'ya fahiş fiyatta ilaç sattıkları iddiasıyla yargılandıkları davaya devam edildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, müşteki sanık V.M.'nin de aralarında bulunduğu 5 sanığın yanı sıra tanık A.E. de hazır bulundu. Duruşmada söz alan tanık A.E., 1990 yılından beri ilaç endüstrisinin içinde görev yaptığını belirtti. A.E. ifadesinde, 'Olayın meydana geldiği 7 Nisan 2003'ten 17 Nisan 2006 tarihine kadar Roche ilaç firmasında hukuk müşavirliği yaptım. Benim göreve başlamamdan 1 ay önce şirketin ihaleye tek depo olan Beşer Ecza Deposu ile katılması konusunda niyetleri olunduğu, bunun rekabet hukuku açısından uygun olup olunmadığını sordular. Ben de bunun Rekabet Yasası bakımından sakıncalı olduğunu belirttim. Ben üst düzey yöneticilerle temaslar yaptığım için müşteki sanık V.M.'yi tanımıyorum' dedi. A.E., Pascal Verle ve Faruk Yöneyman ile toplantılar yaparak konuyu tartıştığını belirterek, 'Yasanın açık olduğunu, tek depo ile girilmesinin doğru olmayacağını belittim. Ben, sorulan konulara cevap veren danışman konumundaydım ve benim bildiklerim bunlardan ibarettir' diye konuştu. Mahkeme heyeti, duruşmada söz alan Faruk Yöneyman'ın avukatı Aydın Metin'i duruşmanın gidişatını bozucu davranışlarda bulunmaması konusunda uyardı. Mahkeme heyeti ayrıca, hazine vekili avukat Şener Kadıoğlu'nun vekil olarak katılmasını da kabul etti. Duruşma, Cumhuriyet savcısının mütealasını hazırlaması için ertelendi.

SILA CANDAN

- 26 Aralık 2006 Salı  09:17

eczacı dergisiARALIK 2006 Okumuşlar ve “OKUMUŞ”larGÜMÜŞ KALEM Ecz.İbrahim Güvenibguven@gumuslukeczanesi.comAnadolu’da köyünden çıkarak eğitim ve öğretimini tamamlamış olanlara “okumuş” denildiğini duymuşsunuzdur. Ana-babası, akrabaları, arkadaşları, köylüleri onunla gurur duyar. Ona güvenirler. Bilemediklerini de bildiklerini de ona danışmaktan ayrı bir keyif alırlar. Kendilerinden daha geniş bilgiye sahip olduğuna inanırlar. Hakemliğine başvururlar.Yani çok önemlidir Anadolu’muzda “okumuş” olmak...Günümüzde her ana-baba daha iyi geleceği olsun umuduyla çocuklarını en iyi okullara göndermeye gayret ediyorlar. Boğazlarından, giysilerinden kısacası kendileri için harcayabilecekleri gelirlerinden ayırdıklarını çocuklarına harcayarak onların en iyi eğitim ve öğretime ulaşmasını sağlamaya çabalıyorlar. İstiyorlar ki evlatları “okumuş” olsun...Çağımızda hangi alanda olursa olsun “ekmek aslanın ağzında değil, artık karnında”. İş sahibi olmak, yani ekmeğini aslanın ağzından değil karnından söküp almak için iyi yetişmiş olmak, hemen her konuda gerekli olabilecek bilgiyi edinmek, bunun için de yeterli eğitim ve öğretimi tamamlamış olmak çok önemli. Yani “okumuş” olmak gerekiyor.Okulda hukuk, tıp, mühendislik, eczacılık, sosyal bilimler, iktisat vb. bilimleri öğrenmek, öğrendiklerini yaşamlarına uygulamak “okumuş” olmanın önemli şartları. Ama sadece bunlarla bitmiyor tabii. Dürüst olmak, yürekli olmak, haksızlıklara karşı çıkmak, ülkesini sevmek ve korumak, yalan söylememek, ülkesini ve insanları bilerek aldatmamak, utanma duygusuna sahip ve namuslu olmak, çevresindekilere iyi örnek olmak da “OKUMUŞ” olmanın olmazsa olmaz şartları.Her “okumuş”, ne yazık ki “OKUMUŞ” olamıyor.Şöyle bir çevrenize bakın birçok “okumuş” göreceksiniz.Devlet memuru statüsünde olup da sabah 9’da işyerine gelip 12’de giden “okumuş”lar, işe isterse gelen “okumuş”lar, kendisine ulaşan şikayetlere kulak tıkayan amir “okumuş”lar, hırsız “okumuş”ları savunabilen hukukçu “okumuş”lar, mal satan “okumuş”la anlaşarak ekmek yediği kurumunu soyan hırsız “okumuş”lar, yaptığı inşaatlarda malzeme çalarak köşe dönmeyi planlayan “okumuş”lar.Birçok yerli-yabancı okulu bitirmiş “okumuş” göreceksiniz yerli-yabancı ilaç firmalarında on binlerce dolar maaşlı yönetici olmuşlar...Birçok “okumuş” göreceksiniz, okullarını bitirince Hipokrat Yemini etmişler, doktor olmuşlar, daha da çok öğrenmişler uzman olmuşlar, kariyer yapmışlar Profesör, Doçent gibi unvanları adlarının başına koymuşlar. Büyük paralar da kazanmışlar...Başka “okumuş”lar da var: Eczacılık eğitimi,tıp eğitimi almış... Eczane açmışlar ya da kamu kurumlarında, hastanelerde, bakanlıklarda görev almışlar. Halkını aldatmış, kurumunu zarar sokmuş, bakanlığının soyulmasına yardımcı olmuş “okumuş”lar...Ne yazık ki bu “okumuş”lar “OKUMUŞ” olamamışlar...Doğup büyüdükleri bu ülkede kimisi firmasının 88 YTL lik ilacını 230 YTL ya kamu sağlık kurumlarına satmış. Yedi düvele el açmış ülkesinin zor koşullarını bildiği halde kılını bile kıpırdatmadan hem de... Hiç acımadan hem de. Tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını akıllarına bile getirmeksizin...Kimi ilaç firmasında çalışan “okumuş”lar, bu satışta “okumuş” doktorları, “okumuş” eczacıları, “okumuş” Prof.ları ve Doç.ları yurtiçinde, yurtdışında gezilere götürmüş, gondollarda gezdirmiş, hava alanlarında karşılamış, beş yıldızlı otellerde yatırmış, lüks restoranlarda yedirmiş, içirmiş. Kısaca el ele verip ülkeyi soymak için her türlü gayreti göstermişler.“Okumuş”lar ama “OKUMUŞ” olamamışlar...Bir klimaya, bir bilgisayara 10 milyara, 850 milyon TL’lik disko giriş ücretine, vb. zaman zaman bir cep telefonuna, bir plazma TV’ye karşılık onurunu feda edebilen, ar duygusundan uzak paraya ve/veya bir ilaç firmasına kul olan zavallı “okumuş”lar...El ele verip, doğup büyüdükleri, doyup barındıkları ülkelerinin 1.4 milyon Eurosunu içleri titremeden ceplerine indirebilen “okumuş”lar...Sahte küpürler kullanarak Bağ-Kur’u, SSK’yı, Emekli Sandığı’nı soyan “okumuş”lar...“Okumuş”lar ama “OKUMUŞ” olamamışlar...Buna karşılık adları Veysi MUNGAN, Emine ALGAN, Nazmi OKUMUŞ, Mehmet KILINÇER, H.Özer ERMUMCU, Rengin MAKSUT, Ramazan ARSLAN, H.İbrahim BOZKUŞ ile İsmet UYSAL olan “OKUMUŞ”lar da var ülkemizde...Dürüst, haksızlıklara karşı çıkan, ülkesini seven ve koruyan, yalan söylemeyen, ülkesini ve insanlarını bilerek aldatmayan, çevresindekilere iyi örnek olan, yürekli ve namuslu, gerçek “OKUMUŞ”lar...1.4 milyon Euro bugün devlete gerçekten iade edilmişse bunu, satın alınamayan gerçek “OKUMUŞ”lara borçlu olduğumuzu asla unutmayalım...

UGUR YURTSEVER

- 25 Aralık 2006 Pazartesi  13:20

AKŞAM GAZETESİYazarlar / Dr. Murat Kınıkoğlumuratkinikoglu@yahoo.com15-10-2006Sağlık taramalarına dikkat!..Geçen hafta gazetelerde yer alan savcılık tutanakları 'Sağlık Sektörümüzün' içler acısı halini bir kez daha gözler önüne serdi.Bildiğiniz gibi ilaç firmaları; ilaçlarını doktorlara tanıtmak, kendi deyimleriyle 'reçeteye girebilmek' için 'tıbbi mümessil' dediğimiz elemanları istihdam ediyorlar. Skandal e-mail çözümlerinden anlıyoruz ki tıbbi mümessiller ilaçlarını yazdırmak için; doktorların yurtdışı seyahat masraflarını karşılamaktan, muayenehanelerini dekore etmeye hatta disko giriş paralarını ödemeye kadar pek çok yol deniyorlar. Reçete edilen ilaç sayısına göre nakit ödemeler bile yapılabiliyor... Benim esas dikkatinizi çekmek istediğim iki e-mail var ki ilaç firmalarının pazarı büyütmek için neler yaptığını göstermesi açısından çok ilginç. E-mail'lerden anlaşıldığı kadarıyla bölgede satışı düşük olan firma, ücretsiz tarama kampanyaları yaparak yeni müşteriler buluyor, bir başka deyimle 'yoktan hasta var ediyor'. Bunun adına da bağış, yardım, kampanya veya ücretsiz tarama diyorlar. Firmanın Giresun bölgesinden sorumlu tıbbi mümessilinin e-mail çözümlerine bakalım: '..Belediye meydanında bir gün önceden hazırladığım ve taramayı haber veren afişler astırdım. Belediyeden anonslar 4 gün önceden yapılmaya başlandı. Hatta yerel TV'lerden alt yazılar geçti. Tarama 09.00'da başladı ve hastalar tek tek içeri alınıp kemik ölçümü yapıldı. Sonuçlar Ortodontist Dr. B.T.'ye ulaştırıldı. Doktorumuz karnesi yanında olanlara anında Rocaltrol [kemik erimesi ilacı, kutusu 100 YTL] yazarken, karnesi olmayanlara da reçete yazıp çarşamba günü hastaneye gelmelerini, bu ilacı uzun süre kullanılacağı için de rapor çıkarmaları konusunda bilgilendirdi.' Giresun'daki bu taramanın sonucunda sokaktan geçen 110 kişinin 100'üne osteoporoz-kemik erimesi tanısı konuluyor! Bu 110 kişi bundan sonra hayatı boyunca bu teşhisle yaşayacak, boş yere ilaç yutacak, maddi kaybın yanı sıra ilaçların yan tesirlerine de katlanmak zorunda kalacaklar...M.E. ve S.Ç.'nin gönderdiği mail daha enteresan: 'Kırklareli Kavaklı Belediyesi aracılığıyla 9 Ağustos 2004 tarihinden itibaren bir hafta süreyle osteoporoz, romatoid artrit, hipertansiyon, hiperlipidemi ve obezite taraması yapacağız. Kavaklı yaklaşık 3 bin 500 nüfusa sahip, büyük çoğunluğu orta yaş ve üzeri. Kavaklı eczanesinde yaptığım reçete analizine göre osteoporoz ve obezite raporlu hastalar yok. Tarama sonucunda osteoporoz ve romatoid artrit tanısı koyulan hastalar Kırklareli Devlet Hastanesi'nde görevli Dr. M.D.'ye, hipertansiyon, obezite tanısı koyulan hastalar da dahiliye uzmanı H.Y.'ye yönlendirilecek.'Gördüğünüz gibi organizasyon mükemmel. Her şey planlanmış. Bu taramanın sonucunda kaç kişiye lüzumsuz yere romatizma, kolesterol yüksekliği veya hipertansiyon tanısı konuldu bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa ilaç firmalarının 'ne pahasına olursa olsun satma arzusu' sonucu koyulan 'abartılı teşhisler' ve 'uydurma hastalıklar' ülkemiz için büyük sorun. Her şeyi yasalarla kontrol altına alamayacağımızı biliyoruz. Biz doktorların diploma alırken ettiğimiz 'Hipokrat yemini'ni daha sık hatırlamamız lazım. İlaç firmalarının da kendilerine çeki düzen vermeleri, tıbbi mümessillerine 'ilacımı sat da nasıl satarsan sat..' diye dayatmamaları lazım. Bence Türk Tabipler Birliği'nin firma/doktor ilişkilerini takip eden bir birimi olmalı. Hasta doktoruna veya hastanesine güvenmezse, doktor ilaç firmasına ve yazdığı ilacın etkisine güvenmezse sonuçta tüm sağlık sektörü bu işten zararlı çıkar...Konu memleket meseleleri olunca hepimiz uzman kesiliriz ama 'hemşerim şu ağacın ucundan tut da şuraya dikelim' denildiğinde kenara çekiliriz. Eğer Veysi Mungan isimli kahraman olmasaydı bu ilaç firmasının yolsuzluklarından hiçbirimizin haberimiz olmayacaktı. Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş ve İst.Emn.Şb.Müd Mutlu Ekizoğlu'nu, konuyla ilgilenen tüm görevlileri 'böyle gelmiş böyle gider demedikleri için' ellerimiz acıyana kadar alkışlayalım... Her sektöre bir Mungan lazım ne diyeyim..

Cemile Uzun

- 25 Aralık 2006 Pazartesi  10:31

WWW.HABERLER.COM22/12/2006 Roche Davasında Eski Hukuk Müşaviri Arif Esin Tanık Olarak Dinlendiİstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde Görülen Duruşmada, Tutuksuz Sanıklar Nazmi Aslan, Ümit Ceylan, Ahmet Sarıbay ve Burak Mehmet Sarıbay ile Müşteki Veysi Mungan Hazır Bulundu.İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmada, tutuksuz sanıklar Nazmi Aslan, Ümit Ceylan, Ahmet Sarıbay ve Burak Mehmet Sarıbay ile müşteki Veysi Mungan hazır bulundu. Türk Eksim Bank'ta denetleme kurulu başkanı Arif Esin duruşmada tanık olarak ifade verdi. Daha önce Roche firmasında hukuk müşaviri olarak çalışan Esin, '7 nisan 2003 tarihinden 17 Nisan 2006 tarihine kadar Roche'da çalıştım. 17 nisan 2006 tarihinde firma beni azletti. Göreve başlamamdan bir ay önce şirketin ihalelere tek depo olan Beşer ecza deposu ile katılması konusunda niyetleri olduğunu söylediler. İki deponun daha girmek istediğini ancak bu depolara girmemeleri konusudunda telkinde bulunulmasının rekabet yasası açısından sakıncalı olup olmayacağını bana sordular. Bu konuyla ilgili bir takım raporlar hazırladık. Yapılan toplantılarda bu konu tartışıldı. Ben rekabet yasası bakımından bu durumun sakıncalı olacağını Pascal Wehrle ve Faruk Yönayman'a belirttim. 25 ağustos 2003 tarihinde firmanın başhukuk müşaviri Madam Flavia geldi. Kendisine mevcut mevzuata göre bunun mümküm olmadığını anlattım' diye konuştu. Cumhuriyet tarihinin en önenli ihalesi olarak nitelendirdiği SSK ile ilgili ilaç ihalesinin şartnamesinin kasım 2003 tairihinde belli olduğunu anlatan Esin, 'Konumuz hep tek depo ile ihalelere katılma katılma meselesi idi. 22 Aralık'ta ihalenin yapılacağı belli oldu. Şirketin içinde bazı sıkıntılar ortaya çıktı. Bir kısım çalışan tek depo ile ihaleye katılmaya karşı çıkıyorlardı. Bunu en çok karşı çıkan şahsın da Veysi Mungan olduğunu öğrendim. Mungan'ın işten çıkarılıp sonra tekrar alındığını duydum. Bu sırada ihale oldu ve Roche bu ihaleyi kazandı. İhalenin sonucu kesinleşince Mungan yeniden işten çıkartıldı' şeklinde konuştu. Esin'e bazı sorular soran Yöneyman'ın avukatı Aydın Metin, mahkeme hakimi tarafından duruşma inzibatını bozucu davranışlarda bulunmaması konusunda uyarıldı. Metin'e aksi takdirde salondan çıkarılacağını söylendi. Hazine müşteşarlığının avukatı Şener Kadıoğlu, davaya müdahillik talepleri bulunduğunu söyledi. Suçtan zarar görme ihtimalini gözönüne alarak hazinenin davaya müdahilliğini kabul eden mahkeme, mütalanın hazırlanması için duruşmayı erteledi. [Doğan Haber Ajansı] İSTANBUL ECZACI ODASIFORUM BÖLÜMÜ...... 23 / 12 / 2006 Ecz. ZELİHA YILMAZ Tarih: Cmt Arl 23, 2006 2:17 pm Mesaj konusu: '................,İŞİMİZ YUKARIYA KALDI'Dünkü Roche duruşmasından çıkanların büyük çoğunluğu çok mutluydu. Keyfi kaçanlar,Roche avukatları ve Beşer Ecza deposu avukatlarıydı.Bir ara otoparkda yanyana geldik.Kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı. '...................,işimiz yukarıya kaldı'.Bu yukarısı neresidir bilmiyorum.Ama benim aklımdan tüm yukarıdakiler geçti. Bizim açıklayamadığımız sevincimiz de bundandı herhalde.Kürsüde işini en iyi şekilde yapan biri vardı.Anlaşılan Av.Aydın Metin yanlız bizi sinirlendirmemiş,mahkeme başkanının da sabrını çok zorlamış.Bu duruşmada yanıtını aldı. Birde Hazine adına müdahil olan avukat hanım ayağının tozuyla Roche avukatını bilgilendirdi.Av.Aydın Metin,'Millet Meclisinde Sağlık Bakanı zararımız yoktur diyor ' dediğinde ,'hazine avukatları yasa gereği Sağlık Bakanlığını da temsile yetkilidir' dedi. 22 martta Savcı mütaalasını verecek.Sonra da karar açıklanacak.Oradaki varlığımız artık daha da önemli olacak. Siz ayrıntıları iyisimi Farmamedya'da Emine Algan'ın güzel anlatımından okuyunEn son Ecz. ZELİHA YILMAZ tarafından Cmt Arl 23, 2006 3:22 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi

ORHAN ARK

- 25 Aralık 2006 Pazartesi  10:25

BİRGÜN GAZETESİ23-12-2006 Hazine'den gecikmeli müdahillikNEZAHAT ALKANSSK'ya fahiş fiyatla ilaç alımına ilişkin Roche Müstahzarları Sanayi A.Ş eski Genel Müdürü Faruk Yöneyman'ın da aralarında bulunduğu 17 sanığın dünkü yargılamasında, hazine 'suçtan zarar gördüğünü' bildirerek davaya müdahil olmayı talep etti.İki yıl önce görülmeye başlanan davanın 10. oturumunda sanık avukatı Aydın Metin'in 'Hazine suçtan zarar görmedi' itirazına rağmen hazine avukatının davaya müda-hilliği mahkeme tarafından kabul edildi. Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarına göre yargılamaya konu SSK'ya fahiş fiyatla ilaç satılması nedeniyle oluşan zarar 8 trilyon 311 milyar TL.Bir önceki 9. oturumda da SSK avukatlarının davaya müdahil olmalarına karar verilmişti. 8 celseye gelinmesine rağmen hazine ve SSK'nın ceza mahkemesinde süren davayla ilgilenmemesi ve katılmaması üzerine Roche soruşturmasının savcısı Nazmi Okumuş ilgili kurumlara birer yazı göndererek davaya katılmaları çağrısında bulunmuştu.İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuksuz sanıklar Nazmi Aslan, Ümit Ceylan, Ahmet Sarıbay, Burak Mehmet Sarıbay ve müşteki sanık Veysi Mungan katı-dı. Davanın diğer 12 tutuksuz sanığı ise duruşmaya gelmedi.Duruşmada tanık olarak dinlenen Prof. Dr. Arif Esin, 7 Nisan 2003 tarihinden 17 Nisan 2006 tarihleri arasında Roche firmasına rekabet hukuku açısından danışmanlık yaptığını kaydetti. Görüşmelerini firmanın yetkilileri Pascal Verle ve Faruk Yöneyman ile yaptığını belirten Esin, kendisine ilaç ihalelerine tek ecza deposuyla girilmesinin bir sakınca doğurup doğurmadığının sorulduğunu kaydetti.ZAMAN GAZETESİ23-12-2006 Devlet, Roche davasına iki yıl sonra müdahilDevlet, Roche ilaç firması yöneticileri ve SSK yetkililerinin ilaç alımlarında devleti 12 milyon YTL'lik zarara uğrattıklarına ilişkin davaya müdahil oldu.Hazine avukatı Şenel Kadıoğlu, Sağlık Bakanlığı adına İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dünkü duruşmaya katıldı. Skandalın ortaya çıkmasının üzerinden 2 yıl geçtikten sonra mahkemeye başvuran devletin müdahilliği kabul edildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 29 ilaç firmasına ilişkin yürüttüğü bir soruşturmada bakanlık bürokratlarının bilgisine başvurmuştu. 19 Haziran'daki görüşmede savcının sitemleri üzerine Sağlık Bakanlığı davayı takip sözü vermişti. İstanbul, Zaman

MERT HASANALİOĞLU

- 25 Aralık 2006 Pazartesi  10:20

SANSURSUZ23-12-2006 Devlet Zarar Gördüğüne Nihayet İnandı!Emine ALGAN / sansursuz.comİstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Roche davasının 8. duruşması vardı cuma günü. Muhtemel ki karardan önceki son duruşmaydı. Devlete pahalı ilaç satıldığının belgelenmesi üzerine açılan davaya devlet, yaklaşık iki yıl sonra nihayet müdahil olarak katıldı. Bir önceki duruşmada SSK, pahalı ilaçtan zarar gördüğünü kavramış ve müdahil olmuştu. Cuma günü de Hazine adına bir avukat vardı ve mahkeme “suçtan zarar görme ihtimaline binaen” Hazine’nin müdahilliğini kabul etti. Böylece şimdiye kadar Roche avukatlarının “Devlet zarar etmedi ki! Etse gelir hakkını arardı” türünden çıkışları karşılığını bulmuş ve devlet hakkını aramaya karar vermiş oldu. ÜÇ YIL ÖNCE BUGÜN HER ŞEY BAMBAŞKAYDIKaderin garip bir cilvesi işte. Bundan tam üç yıl önce dün SSK İstanbul Satın Alma Müdürlüğü, belki de tarihinin en büyük ilaç alım ihalesini yapıyordu. Türkiye’deki bütün hastanelerinin ihtiyacı olan ilaçları topluca alacaktı. Bu, hangi sektörde ve dünyanın neresinde olursa olsun, yüksek oranda indirim sağlayacak bir uygulamaydı. Ama Türkiye’de değil! Hava raporlarında bile [Yurtta hava durumu sıralanır, sonra da “Ve dünya!” diye anons edilir] dünyadan ayrı bir yermiş gibi davranılan Türkiye’de, böyle olması şaşırtıcı olurdu tabii. “Ne kadar çok sayıda alırsan fiyat o kadar düşer” genel kuralı, yerle bir oldu o gün. SSK, açık ihale usulüne göre yapılacak ihaleye aylar süren çalışmalarla hazırlanmıştı. Tabii ilaç firmaları da. Firmaların daha “sıkı” çalıştığı, bugün ağır cezada süren Roche davasının konusu. Çünkü 22 Aralık 2003 tarihli ihale şartnamesinin, adeta sipariş gibi hazırlanması büyük ölçüde onların başarısı. En azından şartnameye bakınca öyle anlaşılıyor. 22 Aralık ihalesi, 27 grup etken maddeli ilaç için 138 maddelik bir listeyi içeriyordu. Liste, her firmayı memnun edecek ayrıntıda hazırlanmıştı. Örneğin, kanser ve diyaliz hastalarında kullanılan aynı etken maddeli [eritropoietin] grupta hem Roche firmasının ürettiği Neorecormon, hem de muadili olan ve Santa Farma’nın ürettiği Eprex’in piyasadaki bütün formları mevcuttu. Sipariş gibi ihale sonucunda SSK, Eprex’in 6 farklı formundan toplam 38 bin 450, Neorecormon’un 3 farklı formundan da 45 bin 550 kutu satın aldı. Roche adına ihaleye tek ecza deposu girmişti. Bugün ağır cezada yargılanan Beşer Ecza Deposu sahipleri Ahmet ve Burak Mehmet Sarıbay kardeşler, üç yıl önce bugün herhalde bu büyük başarılarını kutladılar. Zira Roche’tan 88 milyon TL’ye aldıkları ilaca 230 milyon TL fiyat atmış ve kazanmışlardı. DEFALARCA UYARDIM, DİNLEMEDİLERBugün, bu garip tesadüfün farkına vardılar mı bilmiyoruz ama davada tanık olarak dinlenen Arif Esin, mahkemeye önemli bir günü daha hatırlattı. Ama önce şunları söyledi: “7 Nisan 2003-17 Nisan 2006 tarihleri arasında Roche firmasının hukuk müşaviri olarak çalıştım. 2002 Kasım ayında o zaman Roche finans müdürü olan Pascal Wehrle beni arayıp rekabet kanunuyla ilgili birtakım sıkıntıları olduğunu söyledi. Daha sonra birkaç kez Roche yöneticileriyle toplantı yaptık. 2003 Mart ayından itibaren Roche yöneticileri, kamu ihalelerine sadece Beşer ecza deposunun gireceğini, bunun rekabet hukuku açısından sorun yaratıp yaratmayacağını sordu. Biz de raporlar hazırlayıp sakıncalı olduğunu bildirdik.” Arif Esin, bu bilgileri verdikten sonra şöyle dedi: “Son olarak 17 Kasım 2003’te bu sakıncaları bir kez daha anlattım. Çünkü bu önemli bir gündü. Cumhuriyet tarihinin en büyük ilaç alım ihalesinin şartnamesi belli olmuştu o gün.” Yani o sipariş gibi ihale şartnamesi. Roche, bu ihaleye sadece Beşer Ecza Deposu’nun katılmasında ısrarlıydı. Hakim sordu: “Niye bu kadar ısrar ediyor tek depo konusunda?”Esin Rekabet Yasası’na göre ilaç firmalarının birçok depoya ilaç vermek zorunda olduğunu hatırlattıktan sonra yanıtladı: “İkinci bir depoyu önlemeniz lazım ki istediğiniz fiyattan satsın!”Hakim sordu; “İhaleye diğer depoların girmemesi konusunda bu davada sanık olanlardan herhangi birinin konuşmalarına tanık oldunuz mu? Faruk Yöneyman, Tahir Ünsal?”Arif Esin yanıtladı: “Tahir Ünsal’la değil. Ben hukuk müşaviri olarak hep üst düzey yöneticilerle, Faruk Yöneyman ve Pascal Wehrle ile görüşmeler yaptım.”Hakim, “Tek depoyla ihaleye girmenin sakıncalarını hep belirttiniz?” diye sordu. Esin, “Hep belirttim” dedi. Esin, üst düzey yöneticiler dışında kimseyle görüşmediğini, ama şirket içinde tek depoyla çalışmaya en çok itiraz eden kişinin Veysi Mungan olduğunu duyduğunu söyledi. “Ben o sırada Veysi Mungan’ı tanımıyordum” diyen Esin, “22 Aralık ihalesi 15 Nisan’da kesinleşti. 16 Nisan’da da Veysi Mungan işten atıldı” diye ekledi. Roche’un hukuk müşavirliğini yapmış Arif Esin’in anlattıkları her şeyi özetliyordu. Yaklaşık iki yıldır süren davanın agresif avukatı Aydın Metin’i bir kez daha çileden çıkartan da bu oldu herhalde. O bildik külhanbeyi edasıyla bir elini masaya dayayarak hafifçe doğrulup mahkeme başkanına “Soru zapta geçmedi” dedi ve tanığa döndü: “Sanık olarak yargılananlardan herhangi birisi depolara baskı, yaptırım vs. uyguladı mı?” Arif Esin konuşacaktı ki Aydın Metin yüksek sesle ve sertçe durdurdu: “Bilginiz var mı yok mu?”Mahkeme başkanı bu tavrı için kibarca uyardı avukatı. Arif Esin “Var!” dedi bu arada. “Başka depoların da ihaleye girmek istediğini, ama girerlerse Roche’un kendileriyle bir daha çalışmayacağının söylendiğini” diye anlatıyordu ki Aydın Metin yine sertçe susturmak istedi. Mahkeme Başkanı Zafer Başkurt dayanamadı, “Susun da anlatsın” dedi avukata. Aydın Metin daha da otoriter bir tavırla “Burası mahkeme. Ben soru sordum” deyince, salonda otoritenin kim olduğunu hatırlattı Mahkeme Başkanı: “Aydın Bey, ben soruyorum. Siz bağırıp çağırmayın. Ben tanığa soruyorum!” Arif Esin sorulara cevap verirken Aydın Metin yine araya girdi, “Arif Bey, siz avukat mısınız, hukuk mezunu musunuz?” diye. Artık sabrının sınırına geldiği başkanın yüzünden okunuyordu. Arif Esin Paris Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden aldığı diploma ve İstanbul Üniversitesi’nde ders verdiğine dair belgeleri sundu mahkemeye. Aydın Metin durmuyordu: “Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanıyor musunuz?” Esin, yargılanıp beraat ettiğini söylerken başkan, avukat Metin’e sert bir tonla “Konuyla ilgisi ne” diye sordu. Aydın Metin hâlâ otoritenin kim olduğunu kavrayamamıştı belli ki, “Bi dakka!” diye susturmaya kalktı başkanı ve konuşmayı sürdürdü. Mahkeme Başkanı Zafer Başkurt’un sabrı taştı artık. “Benimle tartışmayın!” diye susturdu avukatı ve yazdırdı: “Sanık Faruk Yöneyman vekili avukat Aydın Metin’e CMK 252/f maddesi uyarınca duruşmanın inzibatını bozucu davranışlarda bulunmaması, aksi halde duruşma salonundan çıkarılacağı tebliğ olundu.” Benzer tavırları nedeniyle daha önce de mahkeme başkanı tarafından defalarca ikaz edilen Aydın Metin’e böyle bir ayar verilmesi, salondaki herkesin içine su serpti. Aydın Metin, bundan sonra yüce mahkemeye saygısızlık etmeyi asla istemediğini, ama içindeki sıkıntıyı dile getireceğini söyledi. Sonra da davanın başından beri savunma avukatlarına yeterince söz verilmediğinden yakındı. Nedense özellikle de kendisine tepkiliydi mahkeme! “Müşteki sanık” diye bir şeyi ağır ceza yargılamasında ilk kez duyduğunu söyledi. Hazine’nin davaya müdahil olmasına da karşıydı. Sağlık Bakanlığı “kamunun zararı yok” demişti bir kere, ortada zarar filan yokken Hazine de kim oluyordu... VEKİLSİNİZ, GİDİN ARAŞTIRIN!Müşteki sanık Veysi Mungan’ın avukatı Volkan Dülger, tanık Arif Esin’e “Sadece Beşer Ecza Deposu’yla çalışmasının sakıncaları konusunda Faruk Yöneyman’ı uyardınız mı” diye sordu. Esin uyardığını söyledi ve ekledi: “Beşer’in geçmişte de Eczacıbaşı’yla çalışırken başka bir depo tarafından Rekabet Kurulu’na şikayet edildiğini bildirdim ve sakıncalarını anlattım.”Bunun üzerine Beşer Ecza Deposu sahiplerinin avukatı Murat Malkoç söz alıp alaycı bir şekilde, “Böyle bir şey varsa bizim haberimiz olurdu. Tanık dosya numarasını versin de biz de öğrenelim...” deyince mahkeme başkanı cevabı yapıştırdı: “Siz vekilsiniz, gidin araştırın!” SSK CEZALANDIRMA İSTEDİSon derece dinamik geçen davanın bugünkü duruşmasında, Roche şirketi tarafından zarara uğradığına birbuçuk yıl sonra uyanarak müdahil olan SSK’nin avukatları, “tanığın aleyhte beyanlarını kabul etmeyip sanıkların cezalandırılmasını” talep etti. Devletin uğradığı trilyonlarca liralık zarara, ancak iki yıl sonra ayılan Hazine’nin vekili, avukat Aydın Metin’in itirazına da gerekli cevabı verdi: “5183 sayılı yasanın 4/c maddesi uyarınca Sağlık Bakanlığı’nı temsile de Hazine vekili yetkilidir!”Mahkeme, Hazine’nin müdahilliğini kabul etti ve esas hakkında mütalaanın hazırlanması için davayı 22 Mart 2007’ye erteledi.Devletin soyulmasına karşı çıkan eczacıların da çeşitli şehirlerden gelerek izlediği Roche davası, böylece sonuca yaklaştı. Salondan çıkışta toplanan eczacılar, 22 Mart’ta daha da kalabalık olarak gelmenin vatandaşlık görevi olduğunu konuşuyordu...

SEVGİ CİNEK

- 19 Aralık 2006 Salı  16:49

VATAN19-12-2006 Savcıdan ikinci Roche uyarısıİstanbul Cumhuriyet Savcısı, Roche skandalına adı karışan doktorlarla ilgili işlem yapmayan Sağlık Bakanlığı ile vergi kaçakçılığı ve devletin uğradığı zararı tahsil etmek için harekete geçmeyen Maliye’yi mektup yazıp uyardıRoche’ta ardı ardına ortaya çıkan yolsuzluklar, İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş’un soruşturmasıyla yargıya taşındı. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın dosyası iki yıl içinde kabardıkça kabardı. Devleti 8.2 milyon YTL zarara sokan NeoRecormon adlı kanser ilacıyla başlayan dava, 2.5 milyon YTL’lik Neupogen adlı ikinci vurgunla birleşti. Ardından Roche çalışanlarının e-mail yazışmaları ortaya döküldü. E-mailerde doktorlara verilen rüşvetler, hizmet faturası adı altında vergi kaçırıldığı, sağlık taramalarıyla hasta olmayan vatandaşlara da ilaç reçete edildiği gibi pek çok skandal gözler önüne serildi. VATAN’ın her aşamasını manşetten duyurduğu Roche skandalları, kamuoyunu derinden etkiledi. Hatta Roche bile kamuoyu önündeki imajını iyileştirmek için Neupogen’den dolayı verdiği zararı telafi etmek için devlete 2.4 milyon YTL para ödedi. Ancak iki bakanlık geride kalan iki yıl boyunca ısrarla adım atmadı. Savcı Nazmi Okumuş, 13 Mayıs’ta Neupogen dosyasıyla ilgili iddianamesini hazırlarken, iki ayrı dosya daha hazırlayıp Maliye ve Sağlık Bakanlığı’na gönderdi. Okumuş dosyalardaki delillerin bakanlıkları harekete geçirmesini bekledi. Maliye Bakanlığı’nın zararın tahsili için, Sağlık Bakanlığı’nın ise rüşvet alan doktorlar için işlem yapması için mesaj verdi. Ancak bu mesajı cevapsız kaldı. MALİYE’YE MEKTUPOkumuş, skandal e-mailler ortaya çıktığında, iki bakanlığın daha fazla sessiz kalamayacağını düşünüyordu. Ancak beklentisi boşa çıktı. Okumuş, bunun üzerine mektup yazdı ve hem Sağlık Bakanlığı’nın hem Maliye Bakanlığı’nın gereğini yapmaları gerektiğini bildirdi. Okumuş, Maliye’ye gönderdiği mektupta şunları yazdı: “Roche, bir çok defa tüm ihaleleri alabilmek için kendileri adına ihaleye giren ecza depolarına ihalede değerinden daha düşük fiyat almalarını ve her şartta mutlak surette ihaleyi almalarını söylemiş, daha sonra da ecza deposu aradaki bu zararını telafi etmek için Roche firmasına hitaben hizmet faturası adı altında fatura kesmiştir. Böylelikle hizmet faturası adı altında kesilen fatura miktarının bir kısmını ecza deposu alıp zararını karşılarken, artan miktarını da Roche yöneticileriyle paylaşıp haksız rant elde etmişlerdir. Sonuçta Roche firması hiçbir hizmet almadığı halde belirtildiği şekilde usulsüzlük yapıp, bir taraftan hizmet faturası adı altında yaptığı ödemelerle vergi kaçırdığı, diğer taraftan da bu faturaların bedeli olan miktarı karşılıklı olarak paylaşıp haksız kazanç elde ettikleri yolunda iddialar bulunmuş olup, hizmet faturası adı altında karşılıklı fatura kesen Roche firması ile anlaşmalı ecza depoları hakkında Vergi Usul Kanunu’na muhalefette bulunduklarından bahisle işlem yapılabilmesi açısından olayın Maliye Bakanlığı’na intikalinin sağlanması ve gereği arz ve rica olunur.”Sağlık Bakanlığı’na yazılan uyarı mektubu* “Doktorlara rüşvet verip sadece Roche ilaçlarının yazılmasını sağlamaya çalıştıkları, bazı hastane ve sağlık ocaklarıyla gizli anlaşarak sağlık taraması adıyla işlem yapıp kendi ilaçlarının yazılmasını sağladıklarını belirlenmiştir. Yasal işlemlerin yapılarak bilgi verilmesi rica olunur.”Haber: Hilal ÖZTÜRKTercüman19-12-2006 Müthiş rüşvetin şifresi çözüldüRoche skandalı büyüyor... Savcının deşifre ettirdiği 20 e-posta kartuşunda ilaç firmasının, ecza depoları ve doktorlara ‘nasıl rüşvet verdiği’ ortaya çıktı ROCHE skandalını ortaya çıkararak yılın dürüstlük ödülünü alan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş, Başbakanlık ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulları'na birer yazı yazarak, skandal davada ikinci perdeyi açtı.Savcı Okumuş, 2004 yılında başlatılan ve halen süren Roche davasının İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi'nde sürdüğüne işaret ederek, davayla ilgili olarak Roche ilaç firması yetkililerinin 13 Ağustos 2004'te kendi aralarında iletişim kurdukları e-mail kayıtlarının muhafaza edildiği 20 adet yedekleme kartuşunun [DLT], İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'nce 27 Eylül 2006'da çözülmesi üzerine Başbakanlık ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulları'na birer yazı yazdı. Savcı Okumuş çözdü Deşifreler sonrasında elde edilen 2 klasör delilin aynı gün İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ne de sunulduğunu ifade eden Okumuş, Roche İlaç Sanayi ve Müstahzarlar AŞ ile anlaşmalı ecza depolarının firmaya hitaben 'Hizmet Faturası' adı altında fatura kestiğine işaret etti. Savcı Okumuş'un Başbakanlık Teftiş Kurulu'na yazdığı yazı şöyle: 'Hizmet faturasının içeriğine bakıldığında faturayı düzenleyen ecza deposundan herhangi bir hizmet alınmadığı halde 'hizmet faturası' adı altında fatura düzenleyip ödeme yapıldı gibi gösterildiği ve yapılan bu ödeme miktarının karşılıklı ve anlaşmalı olarak paylaşıldığı belirtilmiş olup, Roche firması birçok defa tüm ihaleleri alabilmek için kendileri adına ihaleye giren ecza depolarına ihalede değerinden daha düşük fiyat almalarını ve her şartta mutlak surette ihaleyi almalarını söylemiş, daha sonra da ecza deposu aradaki bu zararını telafi etmek için Roche firmasına hitaben hizmet faturası adı altında fatura kesmiştir. Böylelikle hizmet faturası adı altında kesilen fatura miktarının bir kısmını ecza deposu alıp zararını karşılarken artan miktarının da Roche yöneticileriyle paylaşılıp haksız rant elde ettikleri belirtilerek, sonuçta Roche firması hiçbir hizmet almadığı halde belirtildiği şekilde usulsüzlük yapıp, bir taraftan hizmet faturası adı altında yaptığı ödemelerle vergi kaçırdığı, diğer taraftan da bu faturaların bedeli olan miktarı karşılıklı olarak paylaşıp haksız kazanç elde ettikleri yolunda iddialar bulunmuştur.'

MEHVEŞ İPEK

- 18 Aralık 2006 Pazartesi  14:23

Hürriyet 18.12.2006Roche’un şifreleri çözüldüANKARA[ANKA]Doktorlara nasıl rüşvet verildiğini anlatan 20 e-posta kartuşu Emniyet'te çözüldü. Savcılık ikinci perdeyi açtı.Roche skandalını ortaya çıkartarak yılın dürüstlük ödülünü alan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş, Başbakanlık ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurullarına birer yazı yazarak, skandal davada ikinci perdeyi açtı. Savcı Okumuş, 2004 yılında başlatılan ve halen süren Roche davasının İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdüğüne işaret ederek, davayla ilgili olarak Roche ilaç firması yetkililerinin 13 Ağustos 2004’te kendi aralarında iletişim kurdukları e-mail kayıtlarının muhafaza edildiği 20 adet yedekleme kartuşunun [DLT], İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce 27 Eylül 2006’da çözülmesi üzerine Başbakanlık ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurullarına birer yazı yazdı. Deşifreler sonrasında elde edilen 2 klasör delilin aynı gün İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi’ne de sunulduğunu ifade eden Okumuş, Roche İlaç Sanayi ve Müstahzarlar AŞ. İle anlaşmalı ecza depolarının firmaya hitaben “Hizmet Faturası” adı altında fatura kestiğine işaret etti. Savcı Okumuş’un Başbakanlık Teftiş Kuruluna yazdığı yazı şöyle:“Hizmet faturasının içeriğine bakıldığında faturayı düzenleyen ecza deposundan herhangi bir hizmet alınmadığı halde ‘hizmet faturası’ adı altında fatura düzenleyip ödeme yapıldı gibi gösterildiği ve yapılan bu ödeme miktarının karşılıklı ve anlaşmalı olarak paylaşıldığı belirtilmiş olup, Roche firması bir çok defa tüm ihaleleri alabilmek için kendileri adına ihaleye giren ecza depolarına ihalede değerinden daha düşük fiyat almalarını ve her şartta mutlak surette ihaleyi almalarını söylemiş, daha sonra da ecza deposu aradaki bu zararını telafi etmek için Roche firmasına hitaben hizmet faturası adı altında fatura kesmiştir. Böylelikle hizmet faturası adı altında kesilen fatura miktarının bir kısmını ecza deposu alıp zararını karşılarken artan miktarının da Roche yöneticileriyle paylaşılıp haksız rant elde ettikleri belirtilerek, sonuçta Roche firması hiçbir hizmet almadığı halde belirtildiği şekilde usulsüzlük yapıp, bir taraftan hizmet faturası adı altında yaptığı ödemelerle vergi kaçırdığı, diğer taraftan da bu faturaların bedeli olan miktarı karşılıklı olarak paylaşıp haksız kazanç elde ettikleri yolunda iddialar bulunmuş olup, hizmet faturası adı altında karşılıklı fatura kesen Roche firması ile anlaşmalı ecza depoları hakkında Vergi Usul Kanunu’na muhalefette bulunduklarından bahisle işlem yapılabilmesi açısından olayın Maliye Bakanlığı’na intikalinin sağlanması ve gereği arz ve rica olunur.” DOKTORLARA RÜŞVET Savcı Okumuş, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu’na yazdığı yazıda da adı geçen e-maillere değinerek, Roche firmasıyla anlaşmalı ecza depoları tarafından karşılıklı olarak Sağlık Bakanlığı Beşeri Tıbbi Ürünlerinin tanıtım faaliyetleri hakkında yönetmeliğine aykırı ilaç tanıtımı yapıldığını belirtti. Okumuş, “Bu çerçevede doktorlara rüşvet vererek sadece Roche ilaç firmasının ilaçlarının yazılmasını sağlamaya çalıştıkları, bir kısım hastane ve sağlık ocaklarıyla gizli anlaşmalar yaparak sağlık taraması adı altında işlemler yaptıkları ve neticesinde usulsüz olarak kendi firmalarının ilaçlarının yazılmasını sağladıklarını” söyledi. Savcı Okumuş, “Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı gerekli yasal işlemlerin yapılarak neticeden Başsavcılığımıza bilgi verilmesi rica olunur” dedi.

HÜLYA CANBULUT

- 18 Aralık 2006 Pazartesi  09:54

SANSURSUZ18-12-2006 Yargıtay'dan Roche İlaç Firmasına 'Kötü' HaberEmine ALGAN / Sansursuz.comVeysi Mungan, çalıştığı Roche ilaç şirketindeki usulsüzlüklere karşı çıktığı için yaklaşık üç yıl önce işten atıldı. Elindeki belgeler, “şirketi telafisi mümkün olmayan zararlara sokacak” nitelikteydi. Genel müdür bunların dışarıya sızmasını göze alamazdı. Üç gün sonra daha geniş yetkiler vererek Mungan’ı yeniden işe aldı. Üstelik maaşına da yüklüce zam yaparak. Ama durmadı Veysi Mungan. Hem devlet hem şirket soyuluyordu ona göre ve buna bir son verilmesi için uğraştı. Bir kez daha işten atıldı. Üstelik, gasp bürosundan polisler eşliğinde. Genel müdür kendi hazırlatıp imzaladığı sözleşmeyi, Mungan’ın tehdit yoluyla şirkete dayattığını iddia ederek Roche adına bir de dava açtı. Yetmedi. Roche, yeniden işe aldıktan sonraki 3.5 ayda ödenen maaşları geri almak için bir dava daha açtı. Tehdit davası Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde sürüyor. Alacak davası geçen yıl sonuçlandı; mahkeme Mungan’ı haklı buldu ve Roche şirketinin imzaladığı 5 yıllık sözleşme nedeniyle Mungan’a 450 bin YTL [450 milyar TL] ödemesine hükmetti. Roche kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Roche’un itirazını reddetti. Artık kesin hüküm niteliği taşıyan bu sonuçla, yargı bir kez daha Mungan’ı haklı buldu.Roche avukatlarının Yargıtay’a verdiği 23 sayfalık itiraz başvurusunda dile getirdiği iddiaların gerçeklikten uzak olduğu da böylece kanıtlanmış oldu. İşte Yargıtay başvurusundaki Roche ifadeleri ve gerçekler: BİR KISIM PLAN VE HAZIRLIKLAR!ROCHE İFADESİ: “Roche, 2003 Ekim’de satış idaresi biriminde yeniden yapılanmaya gitme kararı almış ve bu çerçevede, satış idaresi biriminde çalışan müşteri ilişkileri müdürlerinden Veysi Mungan ve diğer bir kısım personelin iş sözleşmeleri 2 Ocak 2004 tarihinde feshedilmiştir. Oysa ki Veysi Mungan’ın, işine son verileceğini öğrendiği ekim ayından Ocak 2004’e kadar şirket aleyhinde bir kısım plan ve hazırlıklar içine girdiği sonradan anlaşılmıştır.”GERÇEK: Veysi Mungan, işine son verilmeden çok önce, 2003 yılı başlarında kamu ihalelerine sadece Beşer Ecza Deposu’nun girmesine itiraz etti. Diğer depoların ihalelere girmesinin engellendiğini, bunun yasaya aykırı olduğunu savundu. “Bu yönetim kurulunun kararıdır” cevabını aldı. 2003 sonlarında, Beşer Ecza Deposu’na çok yüksek iskontolar yapıldığını fark etti ve bunu yönetime bildirdi; “bu işlere karışmaması” söylendi. [SSK hastanelerine 230 milyon TL’den satılan ilaç, bu depoya 88 milyon TL’den fatura edilmişti.] YARGIYA GİDECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİROCHE İFADESİ: “Şirketten haksız ve fahiş menfaat temin edebilmek ve kendi istediği şartlarda işe iadesini sağlamak amacıyla şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili olan yönetim kurulu başkanı ve genel müdür Faruk Yöneyman nezdinde şirkete karşı ısrarlı ve yoğun ikrah faaliyetlerine girişmiştir. Bu çerçevede Veysi Mungan, iş sözleşmesinin feshedildiği 2 Ocak 2004’te Faruk Yöneyman’a tehdit içerikli bir kısım elektronik postalar göndermiştir.” GERÇEK: Veysi Mungan, işten atılmadan önce ve defalarca genel müdür Faruk Yöneyman’a, tanık olduğu usulsüzlüklerin ağır cezada yargılanmayı gerektiren eylemler olduğunu söyledi. Bir an önce bunlara son verilmesi ve kamu kurumlarının uğradığı zararların telafi edilmesini istedi. 2 Ocak 2004’te gönderdiği elektronik postalarda da gereği yapılmadığı için bildiklerini yargıya götüreceği yazıyordu. İSPAT GÜCÜ MAHKEMELERDEROCHE İFADESİ: “Veysi Mungan’ın tehdit ettiği eylemleri fiilen yerine getirmesi, yani henüz hiçbir araştırmaya tabi tutulmamış, dolayısıyla ispat gücü olup olmadığı bilinmeyen iddialarını bahsettiği mecralarda duyurması halinde şirketin telafisi mümkün olmayan zararlara uğrayacağı açıktır.”GERÇEK: Veysi Mungan’ın “ispat gücü olup olmadığı bilinmeyen” iddiaları üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı, ardından İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “suç işlemek için çete oluşturmak, ihaleye fesat karıştırmak, Kamu İhale Kanunu’na aykırılık, [SSK bürokratları için] görevi kötüye kullanmak ve organize suç örgütüne yardım etmek” suçlarından dava açıldı. Bu dava sürüyor. YOK DENİLEN ZARARIN BİR KISMI ÖDENDİROCHE İFADESİ: “Davalı [Veysi Mungan], söz konusu isteklerde bulunduğunu inkar etmemektedir. Buna karşılık tehdit davranışına gerekçe olarak ‘devletin soyulmasını önleme’ gibi bir hususu dayanak göstermiştir. Oysa bu iddiaların herhangi bir dayanağı ya da gerçekliği bulunmamaktadır.”GERÇEK: Bu iddiaların gerçekliği, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı iddianamesi, bilirkişi raporları, Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu raporlarıyla kanıtlandı. Hatta Roche şirketinin kendisi devlete verdiği zararların bir kısmını kabul ederek, bunun bir hesap hatasından kaynaklandığını söyledi. Yeni genel müdür, 17 Ekim 2006’da düzenlediği basın toplantısında, Neupogen isimli ilacı nedeniyle oluşan 1 milyon 400 bin euro kamu zararını ödediklerini bildirdi. [Başbakanlık Teftiş Kurulu, aylar süren incelemeleri sonucunda Roche’un, ilaç fiyatlarını olduğundan yüksek göstererek Türkiye’deki satış fiyatını Avrupa ülkelerinin üzerine çektiğini ortaya çıkartmıştı.] YENİ GENEL MÜDÜRÜN İTİRAFLARIROCHE İFADESİ: “Davalının talebi doğrultusunda söz konusu yöneticilerin iş akitlerinin feshedilmesi doğal olarak söz konusu olmamıştır. Bunun yerine konuyla ilgili gerçeklerin tespit edilmesi maksadıyla derhal araştırma faaliyetleri başlamıştır.”GERÇEK: 1- Veysi Mungan, karşı çıktığı usulsüzlüklerden şirkette iki yönetici, Tahir Ünsal ve Gökhan Demir’in sorumlu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Beşer Ecza Deposu’yla ilişkiyi yürüten ve diğer depoların ihalelere girmesine karşı çıkan onlardı. Bu durumu genel müdür Faruk Yöneyman’a bildirmiş ve yeniden işe alınırken de “Ünsal ve Demir şirkette kaldığı sürece yanlışların düzelmeyeceğine inandığını” söylemişti. Evet, Demir ve Ünsal o zaman işten çıkartılmadı. Ama Yargıtay’a gönderilen 26 Ocak 2006 tarihli bu başvuru yazıldığı sırada, ikisinin de şirketle ilişiği çoktan kesilmişti. O zamanki genel müdür Faruk Yöneyman’ın da. Şirketin Rusya’dan gelen yeni genel müdürü Nikolov Hadjiev, “bireylerin kötü niyeti sonucu geçmişte hatalar yapıldığını” ve bu kişilerin işine son verildiğini bildirdi. 2- Roche’un sözünü ettiği, “gerçeklerin tespit edilmesi maksadıyla” başlatılan araştırma, Ernst&Young adlı denetleme kuruluşuna yaptırıldı. Ve bu kuruluşun hazırladığı rapor, resmi makamlardan gizlendi. Rekabet Kurumu, belge gizlediği için Roche şirketine 5 milyar 941 milyon TL ceza verdi. TELEFON KAYITLARIYLA SABİTROCHE İFADESİ: “Veysi Mungan, iş akdinin feshedildiği 2 Ocak 2004 Cuma günü hemen harekete geçerek Faruk Yöneyman’a tehdit e-postaları göndermiş ve haftasonu da gerek kendisini birçok kez arayarak, gerek şirket personelini araya koyup sözlü haberler yollayarak işe yeniden alınması için ısrarlı ve yoğun ikrah faaliyetlerine girişmiş, isteklerinin kabul edilmemesi halinde tehditlerini gerçekleştireceğini sık sık tekrar etmiştir.”GERÇEK: Veysi Mungan, Yöneyman’ın, 4 Ocak Pazar günü sabah saatlerinde kendisini arayıp Swissotel’e çağırdığını ve burada “Sen haklıymışsın, yarın gel yeniden başla ve bunları düzeltelim” dediğini, mahkemelerdeki ifadelerinde anlattı. Faruk Yöneyman’ın öğle saatlerinde genel müdür yardımcısı Ümit Ceylan’ı da çağırarak bir süre daha konuştuklarını, istenirse telefon kayıtlarından bunların bulunacağını söyledi. Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesi, GSM şirketinden kayıtları istedi. Bu kayıtlar, Mungan’ı doğruluyor. Faruk Yöneyman’ın, 4 Ocak 2004 günü saat 10:48 ve 18:22’de Veysi Mungan’ı, 13:29’da Ümit Ceylan’ı aradığı telefon kayıtlarıyla sabit. Şirketin Ankara sorumlusu Fatih Kaygusuz ve Ümit Ceylan’ın mahkemede verdikleri ifadeler de, Mungan’ın anlattıklarını doğruladı. SÖZLEŞMEYİ KİM HAZIRLADI?ROCHE İFADESİ: “Haftasonu boyunca aralıksız olarak devam eden ve artan bu yoğun tehditlerin neticesinde kendisiyle hizmet sözleşmesi imzalanacağı taahhüdünü almış ve bu amaçla kendisi bir metin hazırlayarak şirket adresine gelmiştir.”GERÇEK: Veysi Mungan’ı haftasonu Swissotel’e davet eden ve burada işe geri alacağını söyleyen Faruk Yöneyman’dı. Bu, tanık ifadeleriyle doğrulandı. Mungan şirkete gittiğinde Faruk Yöneyman, 5 yıllık bir sözleşme hazırladıklarını ve SSK ihalelerinden sorumlu satış müdürlüğüne getirerek maaşına da zam yaptıklarını bildirdi. Bu da, İnsan Kaynakları Departmanı Müdürü Belgin Boydak’ın Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ifadesiyle doğrulandı. Boydak, Mungan henüz odaya gelmeden Faruk Bey’le sözleşme üzerine konuştuklarını anlattı, hatta bu kadar maaş artışına itiraz ettiğini de ekledi. Sözleşmeyi Mungan’ın hazırlamadığı, avukat Ömer Ertaş’la yazışmalarından da net. Faruk Yöneyman, bir de gizlilik sözleşmesi hazırlamış ve Mungan’a imzalatmak istemişti. Ancak Mungan sözleşmeyi bir avukata danıştı. Avukat Ömer Ertaş inceleyip cevap yazdı. 12 Ocak 2004 tarihli e-postada Ertaş, “genel müdürün avukatı dün beni aramış ve bir gizlilik sözleşmesi hazırlanmasından söz etmiştir” diyerek, Roche şirketinin “tekel oluşturma, ihalelere fesat karıştırma, rekabeti engelleme” gibi suçlara karıştığını bildiriyordu. Veysi Mungan bu sözleşmeyi imzalamadı. İLANLI TEHDİDİN İLK UYGULAMASIRoche’un Yargıtay’a yaptığı temyiz başvurusunda, yanlış bilgi içeren bunun gibi daha çok örnek var. Hepsi incelendi ve yargı nihai kararını verdi. Veysi Mungan’ın haklılığı, Roche’un kendisine karşı açtığı davada böylece kanıtlanmış oldu. Roche yöneticilerine açılan kamu davası da İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor. 22 Aralık’ta bu davaya devam edilecek. Roche, “kamuoyuna açıklanması halinde şirketi telafisi mümkün olmayan zararlara sokacağı” belli olan uygulamaları nedeniyle yargılanıyor. Bir yandan da bunları dile getirenleri yıldırmak için çabalıyor. 19 Ekim 2006’da gazetelere verdiği ilanla “kamuoyunu yanlış yönlendirenler için yasal haklarını kullanacağını” duyurmuş ve bu konuda haber yazanları üstü kapalı tehdit etmişti. Yasal haklarını kullanmaya, www.farmamedya.net sitesinden başladı. Skandalın başından beri bu konudaki her türlü gelişmeye yer veren bu site yöneticileri hakkında 100 milyarlık [100 bin YTL] tazminat davası açtı. Belki devamı da gelecektir; bilinmez. Ama bu dava, gerçekleri bilen ve gelişmeleri ısrarla takip edenleri, bildiğini söylemekten vazgeçirmeyecektir.

HÜLYA CANBULUT

- 18 Aralık 2006 Pazartesi  09:53

SANSURSUZ18-12-2006 Yargıtay'dan Roche İlaç Firmasına 'Kötü' HaberEmine ALGAN / Sansursuz.comVeysi Mungan, çalıştığı Roche ilaç şirketindeki usulsüzlüklere karşı çıktığı için yaklaşık üç yıl önce işten atıldı. Elindeki belgeler, “şirketi telafisi mümkün olmayan zararlara sokacak” nitelikteydi. Genel müdür bunların dışarıya sızmasını göze alamazdı. Üç gün sonra daha geniş yetkiler vererek Mungan’ı yeniden işe aldı. Üstelik maaşına da yüklüce zam yaparak. Ama durmadı Veysi Mungan. Hem devlet hem şirket soyuluyordu ona göre ve buna bir son verilmesi için uğraştı. Bir kez daha işten atıldı. Üstelik, gasp bürosundan polisler eşliğinde. Genel müdür kendi hazırlatıp imzaladığı sözleşmeyi, Mungan’ın tehdit yoluyla şirkete dayattığını iddia ederek Roche adına bir de dava açtı. Yetmedi. Roche, yeniden işe aldıktan sonraki 3.5 ayda ödenen maaşları geri almak için bir dava daha açtı. Tehdit davası Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nde sürüyor. Alacak davası geçen yıl sonuçlandı; mahkeme Mungan’ı haklı buldu ve Roche şirketinin imzaladığı 5 yıllık sözleşme nedeniyle Mungan’a 450 bin YTL [450 milyar TL] ödemesine hükmetti. Roche kararı temyiz etti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Roche’un itirazını reddetti. Artık kesin hüküm niteliği taşıyan bu sonuçla, yargı bir kez daha Mungan’ı haklı buldu.Roche avukatlarının Yargıtay’a verdiği 23 sayfalık itiraz başvurusunda dile getirdiği iddiaların gerçeklikten uzak olduğu da böylece kanıtlanmış oldu. İşte Yargıtay başvurusundaki Roche ifadeleri ve gerçekler: BİR KISIM PLAN VE HAZIRLIKLAR!ROCHE İFADESİ: “Roche, 2003 Ekim’de satış idaresi biriminde yeniden yapılanmaya gitme kararı almış ve bu çerçevede, satış idaresi biriminde çalışan müşteri ilişkileri müdürlerinden Veysi Mungan ve diğer bir kısım personelin iş sözleşmeleri 2 Ocak 2004 tarihinde feshedilmiştir. Oysa ki Veysi Mungan’ın, işine son verileceğini öğrendiği ekim ayından Ocak 2004’e kadar şirket aleyhinde bir kısım plan ve hazırlıklar içine girdiği sonradan anlaşılmıştır.”GERÇEK: Veysi Mungan, işine son verilmeden çok önce, 2003 yılı başlarında kamu ihalelerine sadece Beşer Ecza Deposu’nun girmesine itiraz etti. Diğer depoların ihalelere girmesinin engellendiğini, bunun yasaya aykırı olduğunu savundu. “Bu yönetim kurulunun kararıdır” cevabını aldı. 2003 sonlarında, Beşer Ecza Deposu’na çok yüksek iskontolar yapıldığını fark etti ve bunu yönetime bildirdi; “bu işlere karışmaması” söylendi. [SSK hastanelerine 230 milyon TL’den satılan ilaç, bu depoya 88 milyon TL’den fatura edilmişti.] YARGIYA GİDECEĞİNİ SÖYLEMİŞTİROCHE İFADESİ: “Şirketten haksız ve fahiş menfaat temin edebilmek ve kendi istediği şartlarda işe iadesini sağlamak amacıyla şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili olan yönetim kurulu başkanı ve genel müdür Faruk Yöneyman nezdinde şirkete karşı ısrarlı ve yoğun ikrah faaliyetlerine girişmiştir. Bu çerçevede Veysi Mungan, iş sözleşmesinin feshedildiği 2 Ocak 2004’te Faruk Yöneyman’a tehdit içerikli bir kısım elektronik postalar göndermiştir.” GERÇEK: Veysi Mungan, işten atılmadan önce ve defalarca genel müdür Faruk Yöneyman’a, tanık olduğu usulsüzlüklerin ağır cezada yargılanmayı gerektiren eylemler olduğunu söyledi. Bir an önce bunlara son verilmesi ve kamu kurumlarının uğradığı zararların telafi edilmesini istedi. 2 Ocak 2004’te gönderdiği elektronik postalarda da gereği yapılmadığı için bildiklerini yargıya götüreceği yazıyordu. İSPAT GÜCÜ MAHKEMELERDEROCHE İFADESİ: “Veysi Mungan’ın tehdit ettiği eylemleri fiilen yerine getirmesi, yani henüz hiçbir araştırmaya tabi tutulmamış, dolayısıyla ispat gücü olup olmadığı bilinmeyen iddialarını bahsettiği mecralarda duyurması halinde şirketin telafisi mümkün olmayan zararlara uğrayacağı açıktır.”GERÇEK: Veysi Mungan’ın “ispat gücü olup olmadığı bilinmeyen” iddiaları üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlattı, ardından İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “suç işlemek için çete oluşturmak, ihaleye fesat karıştırmak, Kamu İhale Kanunu’na aykırılık, [SSK bürokratları için] görevi kötüye kullanmak ve organize suç örgütüne yardım etmek” suçlarından dava açıldı. Bu dava sürüyor. YOK DENİLEN ZARARIN BİR KISMI ÖDENDİROCHE İFADESİ: “Davalı [Veysi Mungan], söz konusu isteklerde bulunduğunu inkar etmemektedir. Buna karşılık tehdit davranışına gerekçe olarak ‘devletin soyulmasını önleme’ gibi bir hususu dayanak göstermiştir. Oysa bu iddiaların herhangi bir dayanağı ya da gerçekliği bulunmamaktadır.”GERÇEK: Bu iddiaların gerçekliği, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı iddianamesi, bilirkişi raporları, Başbakanlık Teftiş Kurulu raporları, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu raporlarıyla kanıtlandı. Hatta Roche şirketinin kendisi devlete verdiği zararların bir kısmını kabul ederek, bunun bir hesap hatasından kaynaklandığını söyledi. Yeni genel müdür, 17 Ekim 2006’da düzenlediği basın toplantısında, Neupogen isimli ilacı nedeniyle oluşan 1 milyon 400 bin euro kamu zararını ödediklerini bildirdi. [Başbakanlık Teftiş Kurulu, aylar süren incelemeleri sonucunda Roche’un, ilaç fiyatlarını olduğundan yüksek göstererek Türkiye’deki satış fiyatını Avrupa ülkelerinin üzerine çektiğini ortaya çıkartmıştı.] YENİ GENEL MÜDÜRÜN İTİRAFLARIROCHE İFADESİ: “Davalının talebi doğrultusunda söz konusu yöneticilerin iş akitlerinin feshedilmesi doğal olarak söz konusu olmamıştır. Bunun yerine konuyla ilgili gerçeklerin tespit edilmesi maksadıyla derhal araştırma faaliyetleri başlamıştır.”GERÇEK: 1- Veysi Mungan, karşı çıktığı usulsüzlüklerden şirkette iki yönetici, Tahir Ünsal ve Gökhan Demir’in sorumlu olduğunu düşünüyordu. Çünkü Beşer Ecza Deposu’yla ilişkiyi yürüten ve diğer depoların ihalelere girmesine karşı çıkan onlardı. Bu durumu genel müdür Faruk Yöneyman’a bildirmiş ve yeniden işe alınırken de “Ünsal ve Demir şirkette kaldığı sürece yanlışların düzelmeyeceğine inandığını” söylemişti. Evet, Demir ve Ünsal o zaman işten çıkartılmadı. Ama Yargıtay’a gönderilen 26 Ocak 2006 tarihli bu başvuru yazıldığı sırada, ikisinin de şirketle ilişiği çoktan kesilmişti. O zamanki genel müdür Faruk Yöneyman’ın da. Şirketin Rusya’dan gelen yeni genel müdürü Nikolov Hadjiev, “bireylerin kötü niyeti sonucu geçmişte hatalar yapıldığını” ve bu kişilerin işine son verildiğini bildirdi. 2- Roche’un sözünü ettiği, “gerçeklerin tespit edilmesi maksadıyla” başlatılan araştırma, Ernst&Young adlı denetleme kuruluşuna yaptırıldı. Ve bu kuruluşun hazırladığı rapor, resmi makamlardan gizlendi. Rekabet Kurumu, belge gizlediği için Roche şirketine 5 milyar 941 milyon TL ceza verdi. TELEFON KAYITLARIYLA SABİTROCHE İFADESİ: “Veysi Mungan, iş akdinin feshedildiği 2 Ocak 2004 Cuma günü hemen harekete geçerek Faruk Yöneyman’a tehdit e-postaları göndermiş ve haftasonu da gerek kendisini birçok kez arayarak, gerek şirket personelini araya koyup sözlü haberler yollayarak işe yeniden alınması için ısrarlı ve yoğun ikrah faaliyetlerine girişmiş, isteklerinin kabul edilmemesi halinde tehditlerini gerçekleştireceğini sık sık tekrar etmiştir.”GERÇEK: Veysi Mungan, Yöneyman’ın, 4 Ocak Pazar günü sabah saatlerinde kendisini arayıp Swissotel’e çağırdığını ve burada “Sen haklıymışsın, yarın gel yeniden başla ve bunları düzeltelim” dediğini, mahkemelerdeki ifadelerinde anlattı. Faruk Yöneyman’ın öğle saatlerinde genel müdür yardımcısı Ümit Ceylan’ı da çağırarak bir süre daha konuştuklarını, istenirse telefon kayıtlarından bunların bulunacağını söyledi. Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesi, GSM şirketinden kayıtları istedi. Bu kayıtlar, Mungan’ı doğruluyor. Faruk Yöneyman’ın, 4 Ocak 2004 günü saat 10:48 ve 18:22’de Veysi Mungan’ı, 13:29’da Ümit Ceylan’ı aradığı telefon kayıtlarıyla sabit. Şirketin Ankara sorumlusu Fatih Kaygusuz ve Ümit Ceylan’ın mahkemede verdikleri ifadeler de, Mungan’ın anlattıklarını doğruladı. SÖZLEŞMEYİ KİM HAZIRLADI?ROCHE İFADESİ: “Haftasonu boyunca aralıksız olarak devam eden ve artan bu yoğun tehditlerin neticesinde kendisiyle hizmet sözleşmesi imzalanacağı taahhüdünü almış ve bu amaçla kendisi bir metin hazırlayarak şirket adresine gelmiştir.”GERÇEK: Veysi Mungan’ı haftasonu Swissotel’e davet eden ve burada işe geri alacağını söyleyen Faruk Yöneyman’dı. Bu, tanık ifadeleriyle doğrulandı. Mungan şirkete gittiğinde Faruk Yöneyman, 5 yıllık bir sözleşme hazırladıklarını ve SSK ihalelerinden sorumlu satış müdürlüğüne getirerek maaşına da zam yaptıklarını bildirdi. Bu da, İnsan Kaynakları Departmanı Müdürü Belgin Boydak’ın Şişli 3. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ifadesiyle doğrulandı. Boydak, Mungan henüz odaya gelmeden Faruk Bey’le sözleşme üzerine konuştuklarını anlattı, hatta bu kadar maaş artışına itiraz ettiğini de ekledi. Sözleşmeyi Mungan’ın hazırlamadığı, avukat Ömer Ertaş’la yazışmalarından da net. Faruk Yöneyman, bir de gizlilik sözleşmesi hazırlamış ve Mungan’a imzalatmak istemişti. Ancak Mungan sözleşmeyi bir avukata danıştı. Avukat Ömer Ertaş inceleyip cevap yazdı. 12 Ocak 2004 tarihli e-postada Ertaş, “genel müdürün avukatı dün beni aramış ve bir gizlilik sözleşmesi hazırlanmasından söz etmiştir” diyerek, Roche şirketinin “tekel oluşturma, ihalelere fesat karıştırma, rekabeti engelleme” gibi suçlara karıştığını bildiriyordu. Veysi Mungan bu sözleşmeyi imzalamadı. İLANLI TEHDİDİN İLK UYGULAMASIRoche’un Yargıtay’a yaptığı temyiz başvurusunda, yanlış bilgi içeren bunun gibi daha çok örnek var. Hepsi incelendi ve yargı nihai kararını verdi. Veysi Mungan’ın haklılığı, Roche’un kendisine karşı açtığı davada böylece kanıtlanmış oldu. Roche yöneticilerine açılan kamu davası da İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor. 22 Aralık’ta bu davaya devam edilecek. Roche, “kamuoyuna açıklanması halinde şirketi telafisi mümkün olmayan zararlara sokacağı” belli olan uygulamaları nedeniyle yargılanıyor. Bir yandan da bunları dile getirenleri yıldırmak için çabalıyor. 19 Ekim 2006’da gazetelere verdiği ilanla “kamuoyunu yanlış yönlendirenler için yasal haklarını kullanacağını” duyurmuş ve bu konuda haber yazanları üstü kapalı tehdit etmişti. Yasal haklarını kullanmaya, www.farmamedya.net sitesinden başladı. Skandalın başından beri bu konudaki her türlü gelişmeye yer veren bu site yöneticileri hakkında 100 milyarlık [100 bin YTL] tazminat davası açtı. Belki devamı da gelecektir; bilinmez. Ama bu dava, gerçekleri bilen ve gelişmeleri ısrarla takip edenleri, bildiğini söylemekten vazgeçirmeyecektir.

İNCİ SOHTORİK

- 18 Aralık 2006 Pazartesi  09:50

MilliyetSon Dakika08:1018 Aralık 2006 / Pazartesi Savcıdan Roche için Başbakanlığa yazı Roche skandalını ortaya çıkartarak yılın dürüstlük ödülünü alan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş, Başbakanlık ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurullarına birer yazı yazarak, skandal davada ikinci perdeyi açtı. Savcı Okumuş, 2004 yılında başlatılan ve halen süren Roche davasının İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürdüğüne işaret ederek, davayla ilgili olarak Roche ilaç firması yetkililerinin 13 Ağustos 2004’te kendi aralarında iletişim kurdukları e-mail kayıtlarının muhafaza edildiği 20 adet yedekleme kartuşunun [DLT], İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nce 27 Eylül 2006’da çözülmesi üzerine Başbakanlık ve Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurullarına birer yazı yazdı. Deşifreler sonrasında elde edilen 2 klasör delilin aynı gün İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi’ne de sunulduğunu ifade eden Okumuş, Roche İlaç Sanayi ve Müstahzarlar AŞ. İle anlaşmalı ecza depolarının firmaya hitaben “Hizmet Faturasıö adı altında fatura kestiğine işaret etti. Savcı Okumuş’un Başbakanlık Teftiş Kuruluna yazdığı yazı şöyle: “Hizmet faturasının içeriğine bakıldığında faturayı düzenleyen ecza deposundan herhangi bir hizmet alınmadığı halde ‘hizmet faturası’ adı altında fatura düzenleyip ödeme yapıldı gibi gösterildiği ve yapılan bu ödeme miktarının karşılıklı ve anlaşmalı olarak paylaşıldığı belirtilmiş olup, Roche firması bir çok defa tüm ihaleleri alabilmek için kendileri adına ihaleye giren ecza depolarına ihalede değerinden daha düşük fiyat almalarını ve her şartta mutlak surette ihaleyi almalarını söylemiş, daha sonra da ecza deposu aradaki bu zararını telafi etmek için Roche firmasına hitaben hizmet faturası adı altında fatura kesmiştir. Böylelikle hizmet faturası adı altında kesilen fatura miktarının bir kısmını ecza deposu alıp zararını karşılarken artan miktarının da Roche yöneticileriyle paylaşılıp haksız rant elde ettikleri belirtilerek, sonuçta Roche firması hiçbir hizmet almadığı halde belirtildiği şekilde usulsüzlük yapıp, bir taraftan hizmet faturası adı altında yaptığı ödemelerle vergi kaçırdığı, diğer taraftan da bu faturaların bedeli olan miktarı karşılıklı olarak paylaşıp haksız kazanç elde ettikleri yolunda iddialar bulunmuş olup, hizmet faturası adı altında karşılıklı fatura kesen Roche firması ile anlaşmalı ecza depoları hakkında Vergi Usul Kanunu’na muhalefette bulunduklarından bahisle işlem yapılabilmesi açısından olayın Maliye Bakanlığı’na intikalinin sağlanması ve gereği arz ve rica olunur.' DOKTORLARA RÜŞVET Savcı Okumuş, Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu’na yazdığı yazıda da adı geçen e-maillere değinerek, Roche firmasıyla anlaşmalı ecza depoları tarafından karşılıklı olarak Sağlık Bakanlığı Beşeri Tıbbi Ürünlerinin tanıtım faaliyetleri hakkında yönetmeliğine aykırı ilaç tanıtımı yapıldığını belirtti. Okumuş, “Bu çerçevede doktorlara rüşvet vererek sadece Roche ilaç firmasının ilaçlarının yazılmasını sağlamaya çalıştıkları, bir kısım hastane ve sağlık ocaklarıyla gizli anlaşmalar yaparak sağlık taraması adı altında işlemler yaptıkları ve neticesinde usulsüz olarak kendi firmalarının ilaçlarının yazılmasını sağladıklarınıö söyledi. Savcı Okumuş, “Yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı gerekli yasal işlemlerin yapılarak neticeden Başsavcılığımıza bilgi verilmesi rica olunurö dedi.

ORHAN ARK

- 7 Aralık 2006 Perşembe  16:48

Dikkat Edin Serbest Eczacılar!Yatak Odanızı da Kurumlara Teslim Ediyorsunuz.[06.12.2006] 01 Ocak 1970, Perşembe E- posta : kamaciklevent@gmail.com Bertan’ın haklı olarak tepesi atmış. Gönderdiği e – posta mesajında çok yerinde benzetmelerle eczacılar için Nazi Almanya’sında toplama kamplarındaki Yahudilerin başına gelenlere gönderme yaparken ateş püskürüyor. Son günlerde 2007 yılı taslak protokolü ortalıkta dolanıp dururken, açıkçası Farmamedya’nın yayın ilkelerine göre, güvenilir kaynaklardan ulaşan taslak olmadığı için izlemekle yetiniyorduk ki Bertan’ın uyarısıyla bırakın bu yılı, geçen yılların da protokollerinde bu güne kadar ertelediğim ama hep kafamın içinde dolanırken, sinir katsayımı da arttıran uygulamayı yazıya dökme zamanıdır artık. Yazım tekniği itibarıyla doğru olduğunu düşünebileceğim taslağa göre; “yapılan denetimlerde eczanede ve ruhsatnameye esas olan sınırlar dâhilinde, eczacının veya eczane çalışanlarının mülkü yada kiraladığı veya eczane ile ilgisi olduğu tespit edilen yerlerde yapılan denetimlerde..” diye bir madde bulunuyor ki evlere şenlik. Bu şenlikte eviniz de, evinizin yatak odası da denetlenebilir bilesiniz.Günahım kadar sevmediğim, AB goygoycularının AB uyum çalışmalarına yamadığı, çok daha önce olması gereken insan haklarıyla ilgili yeni düzenlemelerde artık evinizi, iş yerinizi güvenlik güçlerinin “basabilmesi” için mahkemelerden hakim kararıyla alınan “arama emri” gerekiyor.Hatırlayın, “çete suçlaması”, “kamu kaynaklarından fahiş kar etmek”, “kamu kaynaklarını zarara uğratmak”, “ihaleye fesat karıştırmak” gibi suçlamalarla halen davaları süren ve de üstelik bu suçlamaları kabul edip, kamu zararını geri ödediği yöneticilerinin basın toplantısında duyurulan Roche’un bile İstanbul’da emniyet güçlerince aranmadan önce İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş’un mahkemeden istediği arama iznine gerek duyulmuştu.Ama eğer serbest eczacıysanız bunlara, “mahkeme kararı”na, “arama emri”ne gerek yok. Anlaşmalı olduğunuz kurumun müfettişleri yanına eczacı odasından da bir meslektaşınızı alıp, eczanenize dalıp, her bir tarafını alt üst edebilir.Çekmecelerinizi karıştırabilir. Belki o çekmecelerde mahreminiz olan şahsi eşyalarınız, hijyenik pediniz, kullandığınız ilaçlarınız olabilir. Ne gam? Üst örgütünüz imzaladı. Yerel örgütünüz ücreti mukabili dağıtıyor ve siz de “zorunlu olarak” o sözleşmeyi imzalamak durumundasınız. Başka seçeneğiniz yok. İmzalamazsanız mesleğinizi icra edemezsiniz ki bu durumda.Düşünün şimdi; Eczanenizde eğer “açıklanamayan” -ne demekse- kupür bulunursa, sağlık karnesi bulunursa sözleşmeniz fesih edilecek. Yani bunların hepsi suç unsuru.Bu kupürler tutanak ile teslim alınarak, Savcı’ya teslim edilecek. Peki de yürürlükteki diğer yasalara göre “hakimin verdiği arama emri kararı” elinde olmadan, yasalara aykırı bir biçimde eczane basanların mülkiyeti eczacıya ait kupürleri teslim alma yetkileri yok ki?Gelin, eczanelerde bulunan sağlık karneleri ile ilgili bir de şöyle düşünün şimdi; Dükkan komşunuz, kasap arkadaşınızın yada market sahibinin et kesme bıçağı, peynir kesme bıçağı ola ki eczanenizde. Herhangi bir biçimde bu bıçak suç sayılabilecek bir fiilde kullanılmadıkça “suç aleti” sayılabilir mi? Eczanelerde o ya da bu biçimde bulunan kupürler, reçeteye yapışmadıktan, kurumlara fatura edilmedikten sonra nasıl “suç unsuru” olabilir ki? Eczanenizde bulunup sizi suçlu kılan “sağlık karnesi”ni eğer karne sahibi “evet, ben isteyerek bıraktım.” derse ne olacak? Geri ödeme sistemlerinin iki de bir çalışmayan bilgi işlem sistemlerinin hiç mi günahı yok eczanelerde bulunan sağlık karnelerinde? Hanımefendiler, Beyefendiler,Mesleklerin onuru olmaz. Kişilerin onuru olur. O mesleği icra edenler onurlu insanlarsa; meslekler de toplumun nezdinde daha bir kıymet kazanır. Bu avukat için de, hekim için de, kasap için de, eczacı için de böyledir.Ama eğer siz insanların onurlarını da ayaklar altına alan böylesine yasa dışı düzenlemeleri görmemezlikten gelip, üç kuruşun üç gün önce ödenmesinin peşinde sürüklenip giderseniz bir yere varamazsınız. Sadece “zorunlu üyelerinizin” nefretiyle duvara toslar, tüm yalnızlığınızla resmi dayatmaların oyuncağı olursunuz. Genel kültür olması açısından yazıyorum; Serbest eczacılar imzaladıkları sözleşme ne olursa olsun, ellerinde “mahkemeden alınmış arama kararı” olmayan herkesi kendilerine ait tüm mekanlardan kapı dışarı etme hakkına sahip. Herhangi bir tutanak imzalamalarına gerek bile olmadan. Üstelik eczaneleri denetlemeye kalkanlar ellerinde mahkemeden alınan arama kararı olsa bile karşısındaki insanlara haklarını anlatmak zorunda ki tüm bunların aksi yargı yolunda AİHM’e kadar gider.Üzerinizde yaratılan terörizme, baskıya, yıldırmaya karşı çıkın.Onurunuza sahip çıkın.

VEHBI UZUN

- 4 Aralık 2006 Pazartesi  12:39

AKŞAM GAZETESİYazarlar / Dr. Murat Kınıkoğlu15-10-2006Sağlık taramalarına dikkat!..Geçen hafta gazetelerde yer alan savcılık tutanakları 'Sağlık Sektörümüzün' içler acısı halini bir kez daha gözler önüne serdi.Bildiğiniz gibi ilaç firmaları; ilaçlarını doktorlara tanıtmak, kendi deyimleriyle 'reçeteye girebilmek' için 'tıbbi mümessil' dediğimiz elemanları istihdam ediyorlar. Skandal e-mail çözümlerinden anlıyoruz ki tıbbi mümessiller ilaçlarını yazdırmak için; doktorların yurtdışı seyahat masraflarını karşılamaktan, muayenehanelerini dekore etmeye hatta disko giriş paralarını ödemeye kadar pek çok yol deniyorlar. Reçete edilen ilaç sayısına göre nakit ödemeler bile yapılabiliyor... Benim esas dikkatinizi çekmek istediğim iki e-mail var ki ilaç firmalarının pazarı büyütmek için neler yaptığını göstermesi açısından çok ilginç. E-mail'lerden anlaşıldığı kadarıyla bölgede satışı düşük olan firma, ücretsiz tarama kampanyaları yaparak yeni müşteriler buluyor, bir başka deyimle 'yoktan hasta var ediyor'. Bunun adına da bağış, yardım, kampanya veya ücretsiz tarama diyorlar. Firmanın Giresun bölgesinden sorumlu tıbbi mümessilinin e-mail çözümlerine bakalım: '..Belediye meydanında bir gün önceden hazırladığım ve taramayı haber veren afişler astırdım. Belediyeden anonslar 4 gün önceden yapılmaya başlandı. Hatta yerel TV'lerden alt yazılar geçti. Tarama 09.00'da başladı ve hastalar tek tek içeri alınıp kemik ölçümü yapıldı. Sonuçlar Ortodontist Dr. B.T.'ye ulaştırıldı. Doktorumuz karnesi yanında olanlara anında Rocaltrol [kemik erimesi ilacı, kutusu 100 YTL] yazarken, karnesi olmayanlara da reçete yazıp çarşamba günü hastaneye gelmelerini, bu ilacı uzun süre kullanılacağı için de rapor çıkarmaları konusunda bilgilendirdi.' Giresun'daki bu taramanın sonucunda sokaktan geçen 110 kişinin 100'üne osteoporoz-kemik erimesi tanısı konuluyor! Bu 110 kişi bundan sonra hayatı boyunca bu teşhisle yaşayacak, boş yere ilaç yutacak, maddi kaybın yanı sıra ilaçların yan tesirlerine de katlanmak zorunda kalacaklar...M.E. ve S.Ç.'nin gönderdiği mail daha enteresan: 'Kırklareli Kavaklı Belediyesi aracılığıyla 9 Ağustos 2004 tarihinden itibaren bir hafta süreyle osteoporoz, romatoid artrit, hipertansiyon, hiperlipidemi ve obezite taraması yapacağız. Kavaklı yaklaşık 3 bin 500 nüfusa sahip, büyük çoğunluğu orta yaş ve üzeri. Kavaklı eczanesinde yaptığım reçete analizine göre osteoporoz ve obezite raporlu hastalar yok. Tarama sonucunda osteoporoz ve romatoid artrit tanısı koyulan hastalar Kırklareli Devlet Hastanesi'nde görevli Dr. M.D.'ye, hipertansiyon, obezite tanısı koyulan hastalar da dahiliye uzmanı H.Y.'ye yönlendirilecek.'Gördüğünüz gibi organizasyon mükemmel. Her şey planlanmış. Bu taramanın sonucunda kaç kişiye lüzumsuz yere romatizma, kolesterol yüksekliği veya hipertansiyon tanısı konuldu bilmiyorum, bildiğim bir şey varsa ilaç firmalarının 'ne pahasına olursa olsun satma arzusu' sonucu koyulan 'abartılı teşhisler' ve 'uydurma hastalıklar' ülkemiz için büyük sorun. Her şeyi yasalarla kontrol altına alamayacağımızı biliyoruz. Biz doktorların diploma alırken ettiğimiz 'Hipokrat yemini'ni daha sık hatırlamamız lazım. İlaç firmalarının da kendilerine çeki düzen vermeleri, tıbbi mümessillerine 'ilacımı sat da nasıl satarsan sat..' diye dayatmamaları lazım. Bence Türk Tabipler Birliği'nin firma/doktor ilişkilerini takip eden bir birimi olmalı. Hasta doktoruna veya hastanesine güvenmezse, doktor ilaç firmasına ve yazdığı ilacın etkisine güvenmezse sonuçta tüm sağlık sektörü bu işten zararlı çıkar...Konu memleket meseleleri olunca hepimiz uzman kesiliriz ama 'hemşerim şu ağacın ucundan tut da şuraya dikelim' denildiğinde kenara çekiliriz. Eğer Veysi Mungan isimli kahraman olmasaydı bu ilaç firmasının yolsuzluklarından hiçbirimizin haberimiz olmayacaktı. Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş ve İst.Emn.Şb.Müd Mutlu Ekizoğlu'nu, konuyla ilgilenen tüm görevlileri 'böyle gelmiş böyle gider demedikleri için' ellerimiz acıyana kadar alkışlayalım... Her sektöre bir Mungan lazım ne diyeyim..

NURCAN AYDIN

- 4 Aralık 2006 Pazartesi  12:35

VATAN GAZETESİMustafa Mutlu 30.11.2006 ROCHE RAKİPLERİNİN AYAĞINI KAYDIRMAYA DA ÇALIŞMIŞİhaleye fesat karıştırarak SSK’ya fahiş fiyatla ilaç satmaktan yargılanan Roche, ülkemizdeki fabrikasını kapatma kararı aldı. Ama mahkeme dosyasındaki belgeler netleşmeye başladıkça, bu kurumun hakkındaki suçlamalardan kolay kolay yakasını sıyıramayacağı da görülüyor.Savcılık iddianamesine de giren ve bugüne kadar dikkatlerden kaçan bazı belgeler, bu kuruluşun pazardaki rakiplerini yıpratmak için kimi gazetecileri de kullandığını gösteriyor. “İkna” edilen gazeteciler rakip firmaların iddialı ürünleri hakkında yazılar yazmış; böylece Sağlık Bakanlığı o ürünleri “ilaç” olarak tanımlamaktan vazgeçmiş ve “geri ödeme listesi”nden çıkarmış. Bu ürünlerden boşalan yeri de tahmin edebileceğiniz gibi Roche firmasının ürünleri doldurmuş.Konuyu somutlaştırmak için iddianameden kısa bir alıntı yapayım:“Roche şirketinin, Abdi İbrahim ilaç firmasının ürettiği Tebokan adlı ilaç ile Santa Farma firmasının ithal ettiği Eprex adlı kanser ve diyaliz ilaçlarının satışlarını basını kullanarak engellediği yapılan incelemelerden anlaşılmıştır.”***Kısacası; Roche gider ama geride bıraktığı pislikler o kadar büyük ki ne zaman temizlenir bilinmez!

Gerçek ÇİÇEK

- 30 Kasım 2006 Perşembe  20:59

Farkındayım başlık 1Dakika Etik diyor ama benim soracaklarım/söyleyeceklerim çok daha uzun sürecek. Ben bilimadamı gözüyle bakarım olaylara, bu olayda da soruya cevap vermeden önce sorunun aksiyomlarını öğrenmek, kendi önkabulleirmi eklemek isterim. Burada bahsigeçen kişilikleri rasyonel, basiretli, yaşlarına göre ortalama zekaya sahip varsayıyorum. Münevver Hanım'ın mesleği/iş tecrübesi nedir? Bunu sormaktan kastım, Münevver Hanım'ın, sektörde tecrübeli herhangi bir işadamı gözüyle sigorta şirketinde danışmanlık pozisyonuna uygun görülecek yetenek ve bilgiye sahip olup olmadığını anlamaktır. Yavuz Bey'in Münevver Hanım'ın mesleki tecrübesi ve uzmanlığı hakkında bilgisi olup olmadığından bağımsız düşünüyorum, zira benim gözümde Yavuz Bey basiretli bir işadamı gibi davranma yükümlülüğü altındadır; ben de kendi etik anlayışım çerçevesinde onun öyle davrandığını varsaymak durumundayım. Soruya cevap vermek için ben, Münevver Hanım'ın gerekli bilgi ve tecrübeye sahip olduğunu varsayarak devam ediyorum yine, zira öyle olmasaydı bahsi geçen teklifi kabul etmezdi [yine kendi etik anlayışım doğrultusunda onun da aynı yönde karar vereceğini varsayıyorum]. Münevver Hanım benim gözümde, bu sponsorluk olgusunun Mahmut Bey'in başında bulunduğu şirket için olumlu bir adım olacağını düşünerek getirmiştir bu öneriyi yine, yoksa danışmanı olduğu sigorta şirketinin çıkarlarını güderek bu teklifi getirmiş olsa idi Mahmut Bey'in bu önerinin kendi şirketi için olumlu olmadığını farkedeceğini bilir baştan böyle bir teklifte bulunmazdı. Bu aşamadan sonra gelelim Mahmut Bey olarak benim cevabıma, eşimden sponsorluk sözleşmesinin yazılı son halini isteyip şirkette ilgili bölüme incelemesi için verirdim. Bu arada fuar şirketi sahibi Yavuz Bey'in, eşim Münevver Hanım'ın, Sigorta Reaürans Birliği'nin bahsi geçen sponsorluk anlaşmasına art niyetli bir yaklaşımı var mı diye araştırırdım. Eğer sponsorluk sözleşmesinin şirket içi değerlendirmesi olumsuz gelir VEYA bahsi geçen aktörlerin en az birinin art niyetli/hileli davrandığı sonucuna ulaşırsam SPONSORLUĞU KABUL ETMEZDİM.


 
space
Ana Sayfa  |  Kitaplarim  |  Derslerim  |  Hayatım  |  BŞ'nin Gözüyle  |  Ben Hazırım  
  Bankofinance  |  Arama  | Site Kullanım Kuralları
  Copyright (c) 2001 Bülent Şenver